ABHAZ HALK ÇALGILARI
TELLİ ÇALGILAR

Aphartsa
Aphartsa Abhazların eski iki telli,
yaylı ulusal çalgısıdır. Günümüze kadar hemen hemen
ilk şekliyle korunmuştur. Çeşitli zamanlarda Abhazların
yaşantısını anlatan bazı yazarların (1) ifadeleri dışında
aphartsa, ardında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır ve
bu çalgı yavaş yavaş halkın kullanımından çıkmıştır.
18. yüzyılın sonunda aphartsa henüz
bütün Abhazya'da yaygın olarak kullanılıyordu. Dal,
Tsabal, Abjua ve Bzıb'ta, ülkenin her
yöresinde bu çalgı eşliğinde daha çok epik-kahramanlık
özelliği taşıyan şarkılar söyleniyordu. Günlük yaşama
o kadar yerleşmişti ki hemen her evde duvara asılı bir
aphartsa görmek mümkündü. Asmak için çalgının sapına
küçük yuvarlak bir delik açılıyordu.
Bugün aphartsaya en çok Gudauta Abhazları
arasında rastlanıyor. Kaldahuara, Cırhua, Othara ve Lıhnı
köylerindeki şarkı ve halk oyunları ekiplerinde aphartsa
çalanlar bulunuyor.
Bu çalgı Oçamçira bölgesinde daha az
yaygındır. 1963’te bu bölgedeki köylerde aphartsası olan
ve çalabilen sadece iki kişi bulabildik.
Sohum ve Gagra'da aphartsaya artık çok
nadir rastlanmaktadır; Gal'de ise bugün artık bu çalgıyı
unutulmuş saymak gerekir.
Aphartsanın bu bölgelerde kaybolmasının
nedeni, buradaki köylerde bunu çalan Abhazların 1877-1878
Osmanlı-Rus Savaşı'nda tamamen Türkiye'ye göç etmiş olmasıdır.
Gal bölgesinde Abhaz aphartsasının yerini Gürcü çongurisi
almıştır.

Ayümaa
Bütün Abhaz çalgıları içinde en fazla
türü olan telli-pizzikato (2) çalgılardır. Bunlar ayümaa,
ahımaa, açamgur ve apandurdur.
Ayümaa köşeli bir arptır ve artık kullanılmamaktadır.
Halk tipi son örneği A.A. Miller tarafından Leningrad
Etnografya Müzesi için 1900’lerin başında Açandara köyünden
Halil Çiçba'dan elde edilmiştir. Bu çalgı şimdi Abhazya
Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu ayümaanın asıl
sahibi olan Halil'in babası Kobluh Çiçba, iktidardaki
son Abhaz prensinin saray müzisyeniydi.
Ayümaa ıhlamur ağacından, bükülerek
gövde üzerine oturtulmuş bir yay biçimindedir. Gövde,
içi oyulmuş yarı silindir şeklindedir. Üst taraftan ağaç
bir kapakla kapatılmıştır. Kapak gövdeye küçük deri şeritler
aracılığıyla sabitlenmiştir. Kapak üzerinde, 14 küçük
yuvarlak delik açılmış ağaç bir çıta bulunur. Bu deliklerden,
uçları düğümlenmiş teller geçirilir ve teller, bu deliklere
çakılan küçük ağaç çubuklarla tutturulur. Yay üzerine,
sol tarafa, ayar yaparken telleri germek için ağaç burgular
yerleştirilmiştir. Ayümaanın telleri at yelesindendir,
yönleri çaprazdır. Tellere paralel olarak her iki tarafta
da, yay ile gövde arasına ağaçtan destek çubukları yerleştirilmiştir.
Ayümaanın düzeni V.V. Ahobadze tarafından Svanların benzer
çalgısı çanginin düzeniyle karşılaştırılarak
yeniden yapılmıştır. V. Ahobadze'ye göre ayümaanın telleri
İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiştir. Fakat
biz Abhaz halk çalgısı ayümaanın tellerinin İyon perdesinin
basamaklarına göre düzenlenmiş olduğu kanısında değiliz.
Ayümaanın nasıl bir düzeni olduğu sorusuna
cevap vermekte zorlanıyoruz. Çünkü tınısı hakkında hiçbir
ipucu vermeyen çok kısıtlı bilgiye sahibiz ve esas aldığımız
tek halk tipi örnek çok kötü durumda. (Gövde kapağı kırılmış,
telleri kopmuş).
Ayümaa esas olarak eşlik eden (akkompanent)
bir çalgıdır. A. Miller, ayümaa eşliğinde tarihi ve savaş
şarkılarının söylendiğini yazıyor. (3)
Ayümaa sağ dize konularak çalınır. Her
iki elin işaret ve orta parmak uçlarıyla yuvarlak hareketlerle
teller çekilip bırakılarak çalınır; sol elle alt oktav,
sağ elle üst oktav kullanılır.
Çalgının adının kökeni
Abhazcadır; "iki
saplı" anlamına gelir.

Ahımaa
Eski arplar telli-pizzikato
çalgılardır ve Kafkasya'da da, özellikle Abhazya'da
kullanılmıştır. Ne yazık ki bu çalgının Abhaz tipi
halk örneği günümüze kadar korunmamıştır. Lıhnı köyünden
Elıf Kobahiya'nın (120 yaşında) tarifiyle İ.E. Kortua
onu yeniden çizmiş ve bu çizime göre Hacarat Ladariya
tarafından yeniden yapılmıştır. Yeniden yapılan bu
ahımaa Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir.
Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından dayanak kirişlerine
dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde
yerleştirilir. Çerçevenin küçük dayanak kirişinin uzunluğu
530 cm., büyüğünün 915 cm, boyu ise 520 cm'dir. Gövde,
ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir.
Gövdenin uzunluğu 210, eni 130 cm'dir.
Üst gövde kapağının
üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Gövde
üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraflarında tellerin
tutturulduğu küçük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır.
Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi
metal teller kullanılmaktadır. Teller her iki tarafta
dayanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er
tane). Sağ tarafta teller kalın perdeyi, sağ tarafta
ise yüksek perdeyi oluşturur. Ahımaa, dar tarafı çalanın
tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her
iki elin parmaklarıyla tellere dokunularak çalınırdı.
Bu çalgının kökeni
hakkında İ.A. Acincal'ın kaydettiği bir efsaneye göre
‘ahımaa’, acıyı ifade etmek için bir araç olarak ortaya
çıkmıştır. Kazayla oğlunu öldüren bir baba, küçükken
çocuğu yıkadıkları teknenin üzerine at kılları germiş.
Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için
geniş yapılmış. Bunun üzerinde de üç sap varmış. Bu
yüzden bu çalgıya da "üç saplı" anlamına
gelen ahımaa adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek
eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin ortasına oturtulmuş
ve rezonatör olarak kullanılmaya başlanmış.
Kafkasya'da bu çalgılara Gürcistan'da (santur), Ermenistan'da
(kanon santur) ve Azerbaycan'da rastlanır. Hepsi birbirine
benzer ve dışarıdan alınmadır. Bunların güneyden geldiği
tahmin edilmektedir. Çalgının bu tipinin Kuzey Kafkasya'
da olmaması, sadece Güney Kafkasya'da bulunması ve benzeri
çalgıların eski zamanlarda Ön Asya ülkelerinde çok yaygın
olmasına dayanarak böyle bir tahminde bulunulabilir.

Açamgur
Diğer çalgılarla birlikte dört telli
- pizzikato bir çalgı olan açamgur da Abhazya'da geniş
bir alana yayılmıştı.
Açamgurun alttan kesik armut biçimindeki
gövdesi ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon
bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla
kapatılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük,
yuvarlak ses deliği açılmıştır. At kılından dört tel,
bir uçlarından deri parçasıyla gövdeye tutturulmuştur.
Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği
yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraflarına
çakılmış (ikisi bir tarafta, üçüncüsü karşıda), ağaç
çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dördüncü tel de aynı
şekilde, sapın hemen hemen ortasındaki bir delikten geçirilerek
yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki
gövde kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik
bulunur.
Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan
parçanın perdesine bağlıdır. Açamgur kısa tele göre akort
edilir. Teller birinciden kısa olana doğru derece derece
incelir.
Açamgur oturarak çalınır. Boynu yukarı
gelecek şekilde tutulur ve gövde sağ bacağa dayanır.
Açamgur, tellerine boynun gövdeyle birleştiği yerden
vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa
tele gerek kalmadan çalmaya yarar.
N. Canaşiya'nın (4) bildirdiğine göre,
erkek çocuğun ilk kez kesilen tırnakları erkek çalgısı
aphartsanın, kız çocuğunkiler ise açamgurun içine atılırdı.
Gerçekten de açamgur çalanlar istisnasız kadınlardır
ve genellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik
ederler.
Açamgur esas olarak eşlik eden (akkompanent)
bir çalgıdır. Boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde,
ölüyü gömdükten sonra yapılan yemekli törenlerde, hastanın
başucunda geceyi geçirme sırasında çalınırdı.
Açamgur Abhazların müzik yaşamına öylesine
yerleşmiştir ki Abhazya'da açamgur grubu olmayan hiçbir
ekip yoktur. Son zamanlarda Abhazların kullandığı çalgılar
arasına Gürcü telli-pizzikato çalgısı pandur da
girmiştir. Abhazların apandur olarak
adlandırdığı bu üç telli çalgı, dış görünüş olarak açamgura
benzer. Ancak apandurun gövdesi daha geniştir ve sapında
birkaç perde vardır.
ÜFLEMELİ ÇALGILAR
Her türlü bitki sapı ve kabuğu (bazen
delikli), düdük ve flüt tipi çalgılar bu türe girer.
Eski zamanlarda bunlardan savaşta veya avda işaret vermek
için yararlanılırdı. Bugün de Abhazya'da çobanların çeşitli
bitkiler yardımıyla basit melodiler çaldıklarını görmek
mümkündür.
Çeşitli otlar, yapraklar ve parmaklar
kullanarak ses çıkarma, üflemeli dilli çalgıların temelini
oluşturmuştur. Çalma sırasında dilcik titreşerek deliği
açar kapatır. Bu periyodik titreşim havaya iletilir ve
ses çıkar.

Açarpın
Günümüzde, üflemeli çalgılar içinde
müzik aleti olarak korunan sadece açarpın kalmıştır.
Uzunlamasına tek bir gövdeden ibaret olan bir tür flüttür.
Geçmişte Abhazlar arasında bu çalgının yaygın olduğuna
dair birçok bilgiyi etnografların çalışmalarında buluyoruz.
Abhazya Devlet Müzesi'nde üç Abhaz açarpını
sergilenmektedir. (Resim 52). Hepsi aşağıya doğru daralmaktadır.
Her birinin uç tarafında üçer ses deliği vardır. Dış
kenarları, baş tarafta biraz inceltilmiştir. Abhaz açarpını
her iki tarafı açık, ters koni kesitli, içi boş bir borudur.
Üzerinde üç, seyrek olarak da altı ses deliği (uç tarafında)
vardır. Bazılarında bu deliklerin karşı tarafında, hemen
hemen başa yakın küçük, dört köşeli bir delik daha bulunur.
Bu açarpınlardan birin?isini örnek alırsak, uzunluğu
ortalama 710 mm.dir. Borunun çapı başta 20, sonda ise
18 mm.dir. Boru kanalının çapı ise başta 18, sonda 9
mm.dir. Dış çeperinin kalınlığı başta 1, sonda ise 4
mm.dir. Baştan ilk ses deliğine kadar olan mesafe 519,
ilk ve ikinci ses deliklerinin arası 56, ikinci ve üçüncü
delikler arası 61, üçüncü delikten sona kadar 67 mm'dir.
Ses deliklerinin çapı: birinci 7, ikinci 5, üçüncü 4
mm.dir.
Açarpın şemsiye benzeri bitkilerin sapından,
genellikle de açarpın denilen bir ağaçtan (Lat. merac1eum)
yapılırdı. Çalgının adı da buradan gelmektedir. Ağustos-eylül
aylarında (Yılın bu mevsimi bitkinin, en iyi ses için
kullanılabilecek şekilde kuru olduğu zamandır) çobanlar
yüksek yerlerde bu çalıdan, gövdenin biraz uzağından
7 el boyu uzunlukta bir dal keserlerdi.
Dalın halka kısmı borunun ucuyla denk
düşecek şekilde kesilirdi. Dal ne kadar kuru olursa ses
o kadar berrak olurdu. Baş kısmı bıçakla dış tarafından
yontularak temizlenir, gövde üzerinde, en alt ucunda
ses delikleri için birbirinden 3 parmak mesafede işaretler
konurdu. Daha sonra kızgın çiviyle veya kömürle yakılarak
oyulur, sonra da kurutulurdu. Eğer açarpın istenilen
ölçülerde olmuşsa, kururken daralmaması için içine küçük
bir çubuk yerleştirilirdi.
Sonraları açarpın mürver ağacından (Abh. atıp;
Lat. sambucus nigra) veya yabani havuçtan (Abh. ahış,
Lat. davrus carota) yapılmaya başlandı. Kabak
sapından, ceviz veya hurma dallarından da açarpın yapılırdı.
Önce düzgün bir dal kesilir, içinin temizlenmesi için
hafif hafif vurulur. Bu işlemden sonra içi bütün olarak
çıkar. Bu gövdenin üzerinde iki veya üç yuvarlak ses
deliği açılır ve açarpın gibi üflemeli müzik aleti olarak
kullanılır.
Açarpın kılıf içinde korunurdu. Dağlarda
kılıf yerine tüfeğin namlusunun içine de konurdu. Evde
ise yatay olarak duvara asılırdı. Üzerinde çatlama gibi
bazı zararlar görülse bile açarpın atılmazdı. Bu durumda
açarpının üzerine, kuruduktan sonra hiç fark edilmeyen
keçi bağırsağı geçirilir ve bunun üzerine ses delikleri
açılırdı.
Kullanmadan önce açarpın, borusunun
içine 2-3 kez su dökülerek ıslatılır. Uzunlamasına tutularak
ve her iki elin parmaklarıyla sırayla iki ses deliğini
kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin parmaklarıyla,
üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin
parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında açarpının başı
ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin
bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır.
Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak burdo ses
çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir.
Açarpın gelişmiş
bir çoban kavalıdır. Onunla en başta pastoral yaşam
tarzıyla ilgili melodiler çalınır. Abhaz halk şarkılarını
ilk derleyenlerden biri olan K.V. Kavan'ın belirttiğine
göre açarpın "sadece
eğlence aracı değil, çobanların elinde bir silahtır." Gerçekten
Abhaz çobanlar, avuasırhüıga ("koyuna ot
yedirten") adı verilen özel bir melodiyle sabahları
keçileri ve koyunları otlağa çağırırlardı. Özel şarkılarla
at sürüsünün içinden iki yaşındakiler, üç yaşındakiler
v.d. ayrılırdı.
"Ritsa Gölü Şarkısı"nda
açarpın çalarak gölde boğulan bir sürü geri çağrılır.
Efsaneye göre, gölden her gece beyaz bir koç çıkar
ve damızlık bir koyunla çiftleşir. Çobanın hiç sesini
çıkarmaması gerekir; aksi takdirde koç göle atlar,
arkasından da bütün sürü... Bir gün çobanın yerine
sürüye bakmak için küçük kardeşi gelir. Koçu görünce
şaşkınlıktan bağırır. Koç suya atlar, ardından da bütün
sürü onu izler. Ağabeyi bunu öğrenince gölün kenarına
oturur, açarpın çalmaya başlar. Sürü yavaş yavaş sudan
çıkar. Fakat kardeşi kendini tutamaz ve bu kez sevinçten
bağırır. Koç yeniden suya atlar ve yine bütün sürü
onu izler. Bunun üzerine büyük kardeş yamçısına sarınır
ve kendini bir tepeden göle atar.
Abhazlar sürü yayılırken açarpın çalmanın
hayvanların daha çok yemelerini ve daha çok süt vermelerini
sağlayacağına inanırlardı. (“Sürüyü besleme şarkısı”).
Büyük olasılıkla bu gelenek, müziğin kötü ruhlara karşı
koruyucu gücü olduğu inancıyla bağlantılıydı. Açarpının
melodilerine büyülü bir anlam yüklenir ve hasta çobanın
bunlarla ıstırabını hissetmeyeceğine, bu melodilerin
kötü ruhları kovacağına inanılırdı. Bir efsaneye göre,
Mulpıyecua kayalarda asılı kalan kardeşi Şarpıyecua'nın
uyumaması için bütün gece açarpın çalardı. (“Kayalık
Şarkısı”).
Açarpın boğulan veya kayalıktan düşen
birinin ruhunu bulma töreninde de çalınırdı. Abhazlar,
boğulanın birinin cesedini ararken, nehir kıyısı boyunca
yürüyerek açarpın çalarlardı. Cesedin bulunduğu yerde
açarpın susarmış. Aynı şekilde Karaçaylar da sıbızga çalarak
boğulanın cesedini ararlar.
Abhazların kullandığı üflemeli dilli
çalgılardan diğer ikisi de aşamşıg ve abıktır.
Köken olarak daha eski olan abıktır. Bunlar genellikle
ceviz ağacından yapılan, 370 mm.'ye kadar uzunlukta,
koni biçiminde borulardır. Baş tarafına tek parça, kertikli
bir dilcik yerleştirilmiştir.Yapraksız kabak sapı da
dilli üflemeli çalgı olarak kullanılıyordu. Dilcik burada,
baş tarafta bir yarık biçimindedir. Aşağıya doğru gövde
üzerinde 3 ses deliği vardır. Bu çalgı akabak huçı,
yani ‘kabak sapı’ olarak adlandırılır. Kabak sapından
aşamşıg da yapılır. Bu da dilli bir çalgıdır, fakat dil
bunda biraz farklıdır; baş tarafında borunun çeperi ?
biçiminde kesilmiştir. Dilin içeri kaçmaması için içine
bir ot yerleştirilir. Boru kalın ve 300-350 mm. uzunluktadır.
Üst kısmı, yani baş tarafı açıktır, altı ise kapalıdır.
Borunun alt tarafında iki ses deliği vardır.
Üflemeli çalgılar içinde ayrı bir grup
oluşturan tür, çalanın gövdenin üstteki dar ucuna dayadığı
dudaklarını gererek ve titreştirerek ses çıkardığı çalgı
türüdür. Bu çalgı türüne, Abhazların uzunluğu 1 metreden
fazla, bakırdan dövülerek yapılmış geniş ağızlı borusu abık da
girer. Bu çalgı artık kullanılmıyor, fakat görenlerin
hatırladığına göre 19. yüzyılın ikinci yarısında, son
Abhaz kralının iktidar zamanında sarayda kullanılıyormuş.
Gal (Samurzakan) bölgesinde bu borular 20. yüzyılın başında
işaret aleti olarak kullanılıyordu. Abık dini amaçlar
için de kullanılıyordu. Cırhua köyünden Damey Dzkuya'nın
anlattığına göre, köyün tapınağındaki din adamı birini
lanetleyeceği zaman abık çalıyordu. Böylece abıkın sesi
lanet yüklü, büyülü bir özellik kazanıyordu. Ya da bir
hırsızlık olduğunda, bir şey kaybolduğunda mağdur bunu
din adamına bildiriyordu; o da kutsal tapınağa çıkıyor
ve abık çalıyordu. Diğer köylerden sesi duyan herkes
hırsızlık olduğunu anlıyordu.
VURMALI ÇALGILAR
Vurmalı çalgıların kökeni insanlığın
en eski çağlarına kadar uzanmaktadır. Vurmalı çalgının
en basit prototipi insan vücududur. Abhazlar da bugün
şarkılara ve özellikle oyunlara eşlik ederken el çırparak
veya telli çalgıların kenarına vurarak tempo tutarlar.
Tempo hızlandığında melodinin ritmini otururken masaya
vurarak tutarlar. Oyunu izleyenler sık sık bıçağın sapıyla,
başka bir şeyle tempo tutabilirler. Tempo tutmak için
bu şekilde ses çıkarmaya anapeynka, yani ‘el
vurma’ denir. İnsanların benzeri ‘ses üretme’ gayretleri
zamanla vurmalı çalgıları ortaya çıkarmıştır. Abhazların
korudukları bu çalgılardan biri açardır (veya açats).
Bugün bu alet artık dansa veya şarkıya eşlik etmek için
değil, sadece atların eğitiminde kullanılır. Terbiyeci
açarı sağ elinde tutar ve zaman zaman atın kuyruk sokumuna
vurur. At korkudan kuyruğunu kısar ve sallamaz.
Bu alet 500 mm. uzunluktadır ve kuru
fındık sopasından yapılır. Bir ucundan ortasına kadar
ikiye yarılır. Uçlar, vurulduğunda bir araya gelecek
ve ses çıkaracak kadar birbirinden ayrılır. Abhazların
kullandığı ritim aletlerinden biri de değişik türleri
bulunan akapkaptır. Gudauta bölgesinde oyunlar
sırasında açıj kullanılır. Bu, kalın ve yontulmuş
bir ağaç çarkın üzerine oturtulmuş, dikdörtgen şeklinde
ceviz çerçevedir. Çerçevenin enine, çarka dikey olarak
ve ona temas eden bir lata geçirilir. Latanın bir ucu
sıkıca tutturulur, diğer ucu ise boş bırakılır.
Açıj
Oçamçira'nın Cigerda köyünden 80 yaşındaki
Teba Şarmat'ın anlattığına göre, eskiden oyun sırasında
el çırpılır, fakat bu zor duyulduğu için ağuçmakakua denilen,
sallandığı zaman birbirine vurarak oyunun ritmine uygun
ses çıkaran düz ağaç plakalar kullanılırmış. Tarife göre ağuçmakakua,
Çerkeslerin kullandığı phaçıçtan başka bir şey
değildir.
Açandara köyünden Lıt Kuarçaliya, kaybolan
bir Abhaz vurmalı çalgısı ainkagâyı tarif ediyor.
1964'de bulunan orijinal ainkagâ kürek biçiminde, incir
ağacından yapılmış, biri dar, yuvarlak bir sapla biten
12 plakadan oluşuyor. Bu plakalar sapın iki tarafına
açılmış deliklerden geçirilen deri bir sicimle birbirine
bağlanıyor.
Ainkâga
Esas plakanın uzunluğu 417, sapın uzunluğu
188, üst köşesinin eni 20, alt köşesinin eni 33, sap
dışında plakaların uzunluğu 223, sapta eni 123, ucunun
yarıçapı 45, kalınlığı 2, üst köşeden deliklere kadar
mesafesi 13 mm'dir.
Ainkagâ çalınırken sapından tutulur
ve elin sert veya yumuşak hareketleriyle ritmik vuruşlar
yapılır. Ainkagâ oyunlara eşlik etmek için çalınırdı.
Abhazların inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla
gürültü çıkarılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu
gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya
ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı
çalgılar olarak kabul edilebilir. Bu türden, başka bir
alet de akakan kılcua veya arasa
kılcuadır. Bu, şimdi çocukların eğlence aracı olan
bir çift cevizdir. İki cevizin içinden uçları bağlanmış
bir ip geçirilir. İp her iki elle tutularak periyodik
olarak gerilip bırakılır ve cevizlerin birbirine çarpması
sağlanır.
Cevizden, bazen de fındıktan yapılan
başka bir alet de ağırğındır. İçi dolu kurumuş
cevizin ya da fındığın içinden çapraz olarak ip geçirilir. Akakan
kılcua gibi ip gerip bırakılarak çalınır; ‘ğır’
ya da ‘vır’a benzer bir ses çıkardığı için adına ağırğın
ya da avırvır denmiştir.
Abhazların ağırğın-avırvır,
akakan kılcua v.b. aletleri şimdi çocukların oyuncağı
durumundadır. Fakat ilk ortaya çıktıklarında ilkel "müzik aletleri" olarak
kullanıldıkları kesindir.
Sesin kaynağı bizzat kendisi olan saydığımız
bu aletler dışında, gerilmiş deriye vurularak ses çıkarılan
bir vurmalı çalgı grubu daha vardır. Bunlara genel olarak adaul denir.
Adaul tek taraflı trampet biçiminde bir işaret aracıdır.

Adaul
Bükülerek birleştirilmiş tahta bir kasnağın
üzerine keçi derisi geçirilerek yapılır. Deri önceden
suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak
üzerinde delikler vardır. Adaul kaşık biçiminde sopalarla
çalınır.
Bugün Abhazya'da dans müzikleri çalınırken
iki taraflı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. (5) Derisi
dana ya da koyun derisindendir ve bir tarafındaki deri
diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir.
Kasnak genellikle kırmızıya boyanır. Ölçüleri farklı
olabilir. (Örn. eni 300-400 mm., çapı 340-500 mm.) Her
iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu
tür davullar Abhazya'daki çeşitli halk oyunları ekiplerinde
geniş ölçüde kullanılmaktadır.
Abhaz halk çalgıları, Çerkeslerin benzeri
çalgılarıyla karşılaştırıldığında gerek dış görünüş,
gerekse işlevsel benzerlikleri bu halkların genetik akrabalıklarını
da doğrulamaktadır. Abhaz ve Çerkeslerin çalgılarındaki
bu benzerlik, prototipleri bile olsa bu çalgıların çok
eski zamanlarda, en azından Abhaz-Çerkes halklarının
farklılaşmasından önce ortaya çıktığını düşünmemize dayanak
sağlamaktadır. Çalgıların ilk dönemlerdeki adlarının
bugün halkın belleğinde korunuyor olması da bu düşünceyi
destekliyor.
Diğer Kafkas halklarının
çalgıları, küçük farklılıklarla birlikte görünüş ve
işlev olarak Abhaz halk çalgılarıyla hemen hemen aynıdır.
Ancak günümüzde hem Abhazlarda, hem de diğer Kafkas
halklarında en çok kullanılan ve artık "ulusal" sayılabilecek
müzik aleti "mızıka" olarak bilinen armonika
veya giderek onun yerini almaya başlayan akordeondur.
Ayrıca “garmon”, “bayan” gibi akordeon benzeri çalgılar
da kullanılmaktadır.
Meri Haşba, müzikbilimci
Der. ve Çev.: Murat Papşu
|