Bir Abhaz Efsanesi: V.Ardzınba
Uzun zamandır rahatsızdı, hepimiz kaçınılmaz sonu biliyorduk ama bilmek beklemek değilmiş. Abhazya’ya her gidişimin öncesinde kalbime doğup içimi kamaştıran güneş, bu kez kara bulutlarla kaplı. Krasnador üzerinden Abhazya’ya ulaşmaya çalıştığım uzun yol boyunca boğazımda bir düğüm taşıyorum. Vize sorununu, taşıt sorununu aşıp liderine ve yurduna ulaşmaya çalışan, dolambaçlı yollardan, dağlardan kendine bir geçit arayan diasporalılar iç burukluğumu katlıyor.
Abhazya’ya ulaşır ulaşmaz üstümüzü bile değiştirmeden Ardzınba’nın evine gidiyoruz. Halk, O’nun sevgili halkı, naaşının önünden bir sel gibi aktığı için naaşın önünde çok kısa süre durabiliyorum ve kendimi dışarı attığımda daha önce naaşın başında süzülen gözyaşlarım beni utandıracak bir ağlama krizine dönüşüyor, engel olamıyorum. O’nu bir daha görememe duygusu müthiş bir yoksunluk oluşturuyor bu yoksunluğun tam ortasındayken beni aldıkları odaya Ardzınba’nın sevgili eşinin beni çağırdığı haberi geliyor ve naaşın yanında O’nu doya doya seyrediyorum. Gece, Türkiye’den diasporanın gönderdiği hoca Ardzınba’nın ailesinin talebiyle evinde dua ediyor.
Ertesi gün Sohum sokakları hınca hınç doluydu. Tüm Abhazya, dünyanın birçok yerinden Abhazlar ortak acıyı adeta gözle görünür, elle tutulur, somut bir duruma çevirmişlerdi. Savaşı yaşamamış veya çok küçük yaşta bilinçsizce yaşamış gençlerin başı kesilmiş tavuklar gibi çırpınmaları yürek burkucuydu. Gözlük takmayı çok sevdiğini bildiğim halk, törende tek bir gözlük takmadan yüzlerindeki, gözlerindeki samimi acıyı dışa yansıtıyordu. Siyah bir gökyüzü, simsiyah bir halk, kopkoyu bir acı…
Dünyada üretilen tüm çiçekler sanki Abhazya’ya, Ardzınba’ya taşınmıştı.
Çiçek denizi ortasındaki naaşın başındaki kızı babasıyla aynı dik, meydan okur tarzda, aynı babası gibi çakmak çakmak bakışlarla duruyordu. En derin acıya bile meydan okuyan, en derin acının bile eğip bükemediği bakışlarını kızına devretmişti.
Tören, O’nun ruhunu rahatlattığını umduğum Abhazca ağıtlarla sürdü. Törendeki çok duygulu konuşmalar salondakileri ve dışarıda konuşmaları dinleyen yüzbinleri hıçkırıklara boğdu. Gudauta Müzesi Müdürü Gogus, ağlayarak ‘’yaşadığın süre zarfında sana tatlı sözler söyleyemedik, sana uygun davranamadık.’’ derken gözünden yaş akmayan bir kişi yoktu.
Rusya Federasyonu Parlamento Başkan Yardımcısı ağlayarak sürdürdüğü konuşmasına iki defa ara vermek zorunda kaldı.
Top arabasına konan naaş hareket ettiği anda halk insiyaki olarak siyah bir bulut gibi kilometrelerce arkasından yürüyerek ondan ayrılmak istemedi. Hiçbir lider böyle ortak, derin ve içten bir acıyla uğurlanmamıştır.
O yeniden bir ulus yarattı, halkına çalınmış ülkesini geri verdi, bir devlet armağan etti, sonunda kendi kabrini de elleriyle hazırlayıp defnedileceği yeri de işaret ve vasiyet etti
Ölümünden sonra onun için yazılanların birinde onun kendisi için yazılabilecek her şeyi yazdığı söyleniyordu. Doğru o kendi kendisini yazdı, bizim için yapılacak her şeyi yaptı kendisi için yaptığı tek şey ise kabri oldu. Kendi elleriyle diktiği ağaçların bulunduğu küçük tepeye defnedildi. Definden sonra yapılan top atışı sesleri benim ve halkımızın yüreğinde yankılandı. Her top atışının yarattığı sarsıntı biliyorum ki bu halkın yüreğinde kalıcı olacak
Sevgili ve ebedi liderim,
Son gorüşmemizdeki bakışların, gözlerindeki o ifade aklıma geliyor. Tüm hatıralar birer birer gözümde canlanıyor.
İstanbul’da bir akşam, Abhazya’da savaşa katılan gençlerin açtığı restoranın Abhazca ismi bile seni heyecanlandırmış resimlenmesini istemiştin duygu seline dönüşen ogece savaşta en çok şehit verildiği gün yaşadığın acıyı için yanarak anlatmıştın. Şehitler müzesi yaptırıp müzenin yanına gömülmek isteyerek onlara yakın mı olmak istedin acaba?
Sonra senin kişiliğini en açık bir biçimde gösteren anı: Yıllar önce Sohum sahiline gelen Rus gemilerine karşı halkın sahile inmesini söylediğin zaman bunun risk olduğunu belirtenlere:’’ ne olursa olsun bunun içimize sinmeyeceğini bilmeleri gerekir’’ demen… Küçük ülkemizin, büyük yürekli lideri; senin her düşündüğün, her söylediğin, her yaptığın ulusunun tarihine altın harflerle yazılacak ve unutulmayacak.
Kısacık ömrüne neler sığdırdın acelen olduğu belliydi. Dünya tarihini, haritasını, kaderimizi değiştiren sevgili büyük lider; halkına armağan ettiğin tüm Abhazya toprağı senindi ama sen kendine küçücük bir tepe seçtin. Kendine ayırdığın küçük toprak bence sana yetmez, sen oraya sığmazsın. Bir kez, tek ve son bir kez emrine karşı gelirsek bizi affet, sen oraya sığmayacak kadar büyüksün.
Acı haberini aldığım andan itibaren yaşadığım müthiş keder 12 Mart günü kabrini tekrar ziyaret ettiğim anda dayanılmaz boyuttaydı. Çok sevdiğim bahar dallarının mis gibi kokusunu hissetmek bana suçluluk duygusu yaşattı. Bu bahar, o koku en çok senin hakkındı.
Bir çiçek dağının altındaki kabrinin başında çok çelişkili duygular yaşadım. Kırbaç gibi esen soğuk rüzgar değildi sanki bizi üşüten,sensizlikti. O gün orada sensiz bir Abhazya’ya bir daha nasıl geleceğimi, sonra senin için sürekli Abhazya’da olmayı, kabrinin başından hiç ayrılmamayı düşündüm. Bu samimi duygularımı eşine de ifade ettim, büyük acısına rağmen böyle düşünmememi, bizim Abhazya’ya ait olduğumuzu o kadar güçlü bir ifadeyle vurguladı ki eş seçerken de bir lider eşi seçtiğin izlenimi uyandırdı bende ve oradan hiç ayrılmamak istedim. Kabrinden aldığım bir avuç toprakla kendimi geldiğim yerlere çok yabancı hissederek döndüm.
Hissettiklerimi, derin acımı yazabileceğimi sanmıyordum ve hala da sanmıyorum. Biliyorum ki halkının tümü gibi sürgündeki parçasıda, seni çok seviyor ve benim ifade edemediklerimi de kalple anlıyor.
Abhaz ulusunun yeniden varoluş nedeni, her şeyi; doğarak ulusuna şans getirdin. Yorgun başın seni sevgiyle sarıp sarmalayan toprağında huzurla dinlensin, kalplerine gömüldüğün bu halk Ardzınba ilkelerini koruyacaktır.
Bahar dalları altında, çiçek bahçende, şehitlerinle birlikte rahat uyu.
Bediz Tantekin Kuarskeliapha
Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi Üyesi
Ankara Temsilcisi
|