| |
ABHAZYA DEVLET MİDİR?
Abhazya, egemenliğini ilan edince Gürcistan'la savaşmak
zorunda kaldı. İki tarafında çok ciddi asker ve sivil
kayıp vermesine neden olan bu savaşı sonunda ABHAZ tarafı
kazandı. Gürcü askeri ve sivil kuvvetlerinin tamamı,
hatta Abhazya'da yaşayan Gürcüler'in tamamına yakını
Abhazya'yı terketmek zorunda kaldı. Şimdi, savaş kazanılalı
5 yıl oldu. Taraflar sürekli olarak Abhazya'nın gelecekteki
statüsünün ne olacağı konusunda görüşmeler yapıyorlar.
Ancak açıkça ifade etmek gerekirse, şu tarihe kadar tarafların
varabildikleri bir sonuçda söz konusu değildir. Olumsuz
gözüken bu durumun sebebi ise Gürcü yönetiminin Abhazya
tarafına herhangi bir hak tanımak istememesi, Abhazya'yı
bir anlamda aç bırakarak anlaşma imzalamaya zorlaması.
Ki bunun için de ciddi uluslararası destek sağlıyabiliyor.
(Bu duruma canlı örnek olarak Abhazya üzerindeki ambargo
gösterilebilir). Buna karşılık Abhazya tarafının da kazanmış
olduğu hukuki ve fiili durumdan taviz vermek istememesi
gösterilebilir. Bu nedenlerden dolayı kanımca Abhazya
ufuklarında barış henüz gözükmüyor.
Taraflar arasındaki durumu böylece tesbit ettikten sonra
ana sorumuza dönebiliriz. Gerçekten ABHAZYA DEVLET MİDİR?
Başka bir afade ile ABHAZYA DEVLETLEŞMİŞ MİDİR?
Savaşın bitimiyle başlayan barış görüşmeleri sürecinde,
kamuoyumuzun hep merak edip en çok sorduğu yukarıdaki
sorulardır. Hemen ifade edelim ki, bu sorulara da herkes
kendi gönlünce cevap vermektedir. Ancak durum böyle gönül
isteğine göre geçiştirilecek bir karakter göstermiyor.
Ulusal veya uluslararası resmi kuruluşlara, siviltoplum
örgütlerine, kendi kamuoyumuza ve diğer devletlere karşı
ABHAZYA sorununun savunması yapılırken yukarıdaki soruların
ve cevaplarının gerçek yönleri ile bilinmesinin zarüreti
açıkça ortadadır. Bu düşüncelerle, bu yazıda Abhazya'nın
Hukuksal Statüsünü, Devlet olup olmadığını, devletleşme
sürecini irdeliyerek bir sonuca ulaşmaya çalışacağız.
Sorunu, ABHAZYA açısından analiz etmeden önce, genel
olarak devletin ne olduğu, ne gibi yapılanma gösterdiği
ve bir kuruluşa ne zaman devlet denildiğini, bunun için
hangi koşulların olması gerektiği gibi konuları kısaca
belirtmek istiyorum. Zira bunlar bilinmeden ABHAZYA'nın
analizini doğru olarak yapmak mümkün değildir.
Devletin tarifi ile ilgili olarak yapılan tartışmaları
bu yazı çerçevesinde tartışmaya imkanımız yoktur. Bir
tarafta klasik görüşçüler vardır. Diğer tarafta devleti
Marksist görüşe göre tarif edenler vardır. İki görüşün
arasında Realist bir tutum izleyenler vardır. Ben bu
tartışmalara girmeden Pr. Alu Fuat Başgil'in sanırım
her görüşte olanları kısmen tatmin eden tarifini aynen
almak istiyorum. Rahmetli Hoca'ya göre
DEVLET:
"Devletler belirli bir ülke üzerinde, hükümetle temsil olunan, üstün ve
merkezi bir otoritenin hükmü ve gözcülüğü altında, belirli hukuki ve otonom
bir nizama bağlı olarak yaşayan insanlardan oluşan siyasi ve en geniş birliktir".
Yine bir tarife göre devlet: İnsanların toplum yaşamında
başvurdukları bir örgütlenme biçimidir. Bir aile, bir
dernek, bir sendika gibi.
Böylece, devlet herşeyden önce sosyal bir gerçeklik,
her sosyal gerçeklik gibi de tarihsel bir gerçekliktir.
Devleti öteki sosyal kurumlardan ayıran, örgütün hacmi
ve örgütün sahip olduğu tekel iktidar, tekel ordu ve
tekel polis gücüdür.
1933 İmzalanmış olan devletlerin hakları ve ödevleri
hakkındaki Montevideo sözleşmesinde, Devletler Hukuku
kişisi olarak devleti a) daimi bir nüfus, b) belirli
bir ülkesi, c) hükümeti, ç) diğer devletlerle ilişkiye
yetkisi olan bir kuruluştur" diye tarif edilmiştir.
Devletlerin tarihsel süreç açerisinde yapıları, biçimleri
ve oluşum tarzları çok değişmiştir. Bu anlamda devletin
tarifi de çok çeşitli tarzlarda yapılmıştır. Devlet sanki
toplumun üstünde, toplumu düzenleyen bir güç olarak algılandığı
gibi , devleti sınıf hegemonyasının bir sonucu olarak
değerlendiren görüşlerde olmuştur. Nevar ki nasıl tarif
edilirse edilsin, nasıl algılanırsa algılansın, bir topluluğun
devlet olarak tanımlanabilmesi için mutlaka aşağıdaki
unsurlara sahip ollması zorunludur.
Bu unsurlara sahip olmayan bir topluluk, ne kadar çok
kalabalık olursa olsun Devlet olarak nitelendirilemez.
Aksine, bu unsurlara sahip olan bir topluluk da ne kadar
az nüfuslu ve küçük olursa olsun Devletler Hukuku bakımından
DEVLET sayılır. Şimdi bu unsurlara tek tek kısaca değinmeye
çalışalım.
A) NÜFUS UNSURU
B) ÜLKE UNSURU
C) HÜKÜMET UNSURU
D) EGEMENLİK UNSURU
Bu şartlar arasında C ve D bentleri esasen iç içe olup
biri olmadan diğerinin olması mümkün değildir.
NÜFUS UNSURU: Bir topluluğun, devlet seviyesinde örgütlenebilmesi
için herşeyden önce belirli bir toprak parçasında oturan
sürekli bir nüfusa sahip olması gerekmektedir. Bunun
anlamı şudur; bir göçer kitlesi çok nüfusa sahip olsada
devamlı oturmadıkları bir arazi parçasında devlet kurma
hakkına sahip olamazlar. Gerekli olan nüfus az da olabilir
çok da. Bu devlet olmaya mani değildir. Ancak, o nüfus
kitlesinin sürekli olarak devlet kurmak istedikleri topraklarda
oturmuş olmaları ve halen oturmaya devam etmeleri gerekmektedir.
Yani ülke kara parçasında devlete vatandaşlık bağı ile
bağlı olan nüfusun varolması gerekmektedir. Ayrıca şunu
da hemen vurgulamalıyız. Devletler hukuku bakımından
gerekli olan nüfus sayısı, bakımından bir sayı söz konusu
değildir. Nevar ki bu sayının en azından bir ekonomik
pazarı oluşturabilmesi, egemenlik erkini kullanabilecek
seviyede olması lazımdır. Kısaca hem nitelik, hem de
nicelik bakımından yeterli bir insan kitlesinin bulunması
lazımdır. Önemli olan bu nüfusun vatandaşlık bağı ile
devlete bağlı olan insanlardan oluşmasıdır. örnek Liechtenstein
Nüfusu 10-15 bin civarındadır.
ÜLKE UNSURU: Devletin oluşabilmesi için, zorunlu olarak
var olması gereken ikinci unsur ÜLKE unsurudur. Ülke
genel anlamda sınırları belirgin olan bir arazidir. Ancak
o arazinin bir takım özelliklerle ayrılmış olması gerekir.
Yani tüm uluslara ait olan kara, deniz ve hava sahalarından
belirli çizgilerle sınırlandırılmış olmalıdır. Bu çizgiler
arasında kalan ülke, devletin egemen olduğu bir sahayı
teşkil ediyor olması lazımdır. Nüfus için söylediğimiz
gibi bu sahanın küçük veya büyük olması önemli değildir.
Ancak üzerinde hak iddia edilen bir yerin, iddia edenler
tarafından ülke olarak kazınılmış olması ve egemenlik
haklarının uygulanabilmesi gerekmektedir. Aksi takdir
o ülke devlet kurmaya yeterli olmayacaktır.
ÜLKENİN KAZILMASI:
1- DEVİR: Bir devletin, belirli bir ülke parçası üzerindeki
egemenlik hakkından başka bir devlet lehine olmak üzere
anlaşma ile vazgeçmesidir. Örneğin I. Dünya Savaşı'ndan
sonra Almanya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılıp Milletler
Cemiyeti'nin manda rejimine giren ülkeler buna örnektir.
2- İŞGAL: İşgal, bir ülkenin sahipsiz olması durumunda
bir diğer devlet tarafından egemenliğini kurmak ve sahip
olmak niyet ve iradesiyle sahiplenmesi el koymasıdır.
Günümüzde bu yolla ülke elde etmenin hemen hemen imkanı
kalmamıştır.
3- KAZANDIRI ZAMAN AŞIMI: Acaba, kazandırıcı zaman aşımı
ile ülke elde edilebilir mi? Bu soru çok ilginç, ilginç
olduğu kadar da yanıtlanması zor olan bir sorudur. Bu
tabirin anlamı şudur. Bir devletin egemenliğinde, veya
bütün milletlerin ortak egemenliğinde bulunan bir ülke
parçasının bir diğer ülke tarafından uluslararası hukuka
aykırı olarak elkonulması, kendi egemenlik alanına katılmasıdır.
Bu şekilde, uzun zaman tasarruf edilmesine karşılık esas
hak sahibi olan ülke veya milletler cemiyeti, bu haksız
elkoymaya ses çıkartmazlar veya zımnen o elkoymayı kabul
ederlerse, o ülke parçası elkoymuş olan ülkenin egemenlik
alanına girmiş sayılır. Ancak burada başlangıçta hukuka
aykırı olan durumu uygun hale getiren olay, yukarıda
ifade ettiğimiz sessiz kalma veya zımnen tanıma olayıdır.
Bunun için de, iç hukuktakinden farklı olarak burada
süre söz konusu olamaz. Bu vesile ile toplumumuzda çok
dile getirilen bir temenniye de değinmek istiyorum. Hep
söylenir şu 5 yıl bir geçse. Beş yıllık bir zamanın geçmiş
olması bir ülkenin doğumuna neden olamayacağı gibi, geçmemiş
olması da o ülkenin doğmuş olmasına engel teşkil etmez.
Ancak bir konuyu iyice anlamak gerekir. Ülke kazanma
açısından Abhazya'nın durumu buna girmiyor. Bu konuya
ilerde değineceğim.
4- KATILMA: Bir devletin egemenlik alanına tabi olan
ülkenin doğal olaylar nedeniyle genişlemesi gibi. Örneğin
karasularda bir adanın ortaya çıkması, akarsuların toprak
getirmesi gibi.
5- FETİH: Bugün uluslararası hukukda kuvvet kullanılarak
bir ülkenin ele geçirilmesi mümkün değildir. Daha önce
bu ilkeye dayanılarak ülkeler feth edilmiştir. Bunların
dışında bir devletin uğradığı değişiklikler sonucu yeni
bir devletin doğması da sözkonusudur. Örneğin Türkiye
Cumhuriyeti'nin doğuşu gibi.
EGEMENLİK UNSURU: Bu unsura hükümet unsuru ile birlikte
değineceğiz. Doktrinde bu durum, egemenlik ve bağımsızlık
ilkeleri şeklinde ikiye ayrılarak incelenmektedir.
Şimdiye kadar açıkladığımız hususlar, bir devletin oluşması
için yeterli değildir. Bunlarla birlikte ve bunlara ilave
kurucu unsur olarak egemenliğin var olması şarttır. Egemenlik
unsuru yoksa nüfusta olsa, ülke de olsa devlet yok demektir.
Zira biz devleti tarif ederken demiştik ki, devletler
belirli bir ülke üzerinde, HÜKÜMETLE TEMSİL EDİLEN ÜSTÜN
VE MERKEZİ BİR OTORİTENİN GÖZCÜLÜĞÜ ALTINDA HUKUKİ ve
OTONOM BİR NİZAMA BAĞLI.... siyasi ve en geniş bir birliktir.
Bu tarifi gözönünde bulundurarak EGEMENLİĞİ: Kesin ve
her çeşit denetimin dışında kalan bir iktidar, yani kesin
ve üstün bir iktidar, denetimsiz bir iktidar olarak nitelendirilebiliriz.
Bu tarz da tarif edilen bir iktidarın iki yönü vardır.
A- İÇ HUKUK BAKIMINDAN: (Hükümet etme, İMPERİUM HAKKI)
B- DEVLETLERARASI HUKUK'ta. BAĞIMSIZLIK
A) İç hukuk bakımından bir iktidarın oluşabilmesi şu
koşullara bağlanmıştır. Öyleki bu koşullar 200 yıldan
beri klasik olarak sürekli işlenmekte ve istenmektedir.
Bu koşulları taşımayan veya bu erkleri kullanamayan siyasi
topluluklar da devlet olarak kabul edilmemektedir.
1- YASAMA ERKİ veya FONKSİYONU: Bu erk, o devletin başka
hiçbir iradeye tabi olmadan, başka bir iradeden izin
almadan, kendi toplumu için lazım olan kanunları yapabilme
yetkisidir. Kanun koyabilme iradesi, devletlerin kaynakları
ve oluşum biçimlerine göre tarihsel süreç içerisinde
değişiklik göstermişlerdir. Örneğin Teokratik devletlerde
yasa koyucu Tanrı olduğu gibi, daha sonra köleci imparatorluklarda
Kral, Padişah vs. olmuştur. Demokratik toplumlarda ise
kanun koyucu halktır, halk kanun koyacak olan yasama
erkini kendi iradesiyle seçmiş olduğu temsilcileri vasıtasıyla
kullanır.
2- YÜRÜTME ERKİ: İç hukuk bakımından üstün iktidarın
var olabilmesi için, bu üstün iktidar tarafından yapılmış
olan yasaların, yine bu üstün irade tarafından uygulanabilmesi
gerekmektedir. Bu erk yoksa hükümet etme iktidarı yok
demektir. Örneğin, devlet yasa ile vergi koyar. Ancak
bu vergiyi de tahsil edebilmelidir.
3- YARGILAMA ERKİ: Üstün iktidarı simgeleyen üçüncü erk
yargılama yetkisidir. İç hukuk bakımından bir topluluğun
devlet olarak nitelendirilebilmesi için bu üç fonksiyonun
yerine getirilebilmesi gerekmektedir. Nevar ki ulaştığımız
çağdaş dünyada klasik olarak kabül edilen bu Erk'lerin
kesin olarak varolabilmesi artık mümkün gözükmemektedir.
Zira devletler kendi iradeleri ile kendi iktidarlarını
sınırlayan uluslararası üstün hukuk normlarını kabul
etmişlerdir. O nedenledir ki, hiçbir devlet bugün için
iktidarını tam olarak kullanma yetkisine sahip değildir.
Bu durum, iç hukukta olduğu gibi uluslararası hukukta
da böyledir. Bunun içindir ki, klasik anlamda tam bağımsızlık
da artık sözkonusu değildir. Bunu düşünen birçok yazar
artık egemenlik kavramının devletin oluşması için zaruri
bir unsur olmadığını savunmaktadırlar. Bağımsızlık açısından
bizi ençok ilgilendiren ve kamuoyumuzca çok sık sorulan
TANIMA konusunu ayrı bir paragraf halinde incelemeyi
faydalı buldum.
Buraya kadar incelediğimiz unsurları içermek üzere ortaya
çıkmış olan devlet şekillerini bir tablo halinde sunmayı
konunun anlaşılması bakımından zorunlu buldum.
DEVLET ŞEKİLLERİ
Devletlerin Yapıları (Bünyeleri)
Devletlerin Bağımsızlık
Bakımından Ayrımı
Bakımından Ayrımı
DEVLET
DEVLET
Basit Devlet Mürekkep
Bağımsız Bağımsızlığı Kısıtlı
(Üniter Devlet ) Devlet
Devlet Devletler
1-
Kişisel Birlik
1- Himaye Devlet
2- Gerçek Birlik
2- Tabii Devlet
3- Konfederasyon
3- Sürekli Tarafsız D.
4- Federasyon
4- Manda Altındaki D.
5- Su generiz Topluluklar
* Bu ayırımlar Milletlerarası Hukuk bakımından yapılmıştır.
Egemenliğin devletler hukuku açısından açıklamasını yapmadan
önce bir kavramı konumuzu ilgilendirmesi bakımından
açıklamayı gerekli gördüm. Bu kavram da tabloda görüldüğü
gibi Basit Devlet veya Üniter Devlet kavramıdır.
BASİT DEVLET (ÜNİTER DEVLET)
Yukarıda Devletleri yapıları bakımından ayrıma tabi tutan
tabloyu gösterirken, Devletleri Basit Devlet (Üniter
Devlet) ve Mürekkep Devlet (Berleşik Devlet) şeklinde
ikiye ayrıldığını görmüştük. Bu toplodan da açıkça anlaşılacağı
gibi, Basit Devlet; devlet iktidarının birlik gösterdiği,
devlet otoritesinin tek olduğu devlet şeklidir. Bu tür
devletlerde, devlet ülkesi üzerinde kesin bir hukuk ve
kanun birliği vardır. Yani basit devlette siyasal iktidar
tektir. Biribirine paralel olarak kullanılan veya hiyerarşi
şeklinde sıralanan birden fazla iktidar yoktur.
Basit Devlette yerinden yönetim esası benimsenmiş olsa
bile, hatta yerinden yönetim çok güçlendirilmiş olsa
bile, bu durum siyasal iktidarın tekliğine halel getirmez.
Zira burada hukuk ve kanun tekliği söz konusudur. İzah
ettiğimiz bu konular tamamen iç hukuk açısındandır. Bunun
da iyi bilinmesi lazımdır. Bu durumda şu soruların akla
gelmesi sözkonusudur. Ülke içinde, hiyerarşik üstünlüğü
olsa bile farklı anayasası, farklı yasama ve yürütme
organları olan bir siyasi yapılanma birimin olması durumunda
veya devletin biribirine eşit olan yönetim birimlerine
ayrılması durumunda, kısaca ülke içinde ayrı özerk idarenin
bulunması veya bir federasyonun var olması durumunda,
Basit Devletten yani Üniter Devletten bahsedilebilir
mi? Devletler hukuku doktrini buna kesinlikle olumsuz
olarak yanıt vermektedir. Çünkü yukarıda da ifade ettiğim
gibi, hiyerarşik sıralamada olsa, ülke üzerinde hukuk
ve kanun tekliği ortadan kalkmaktadır. Bu konuya Abhazya'daki
durumu incelerken tekrar döneceğim. Basit devlete örnekler;
Türkiye, Yunanistan, İtalya, Yaponya vs. gösterilebilir.
B) DEVLETLER HUKUKU BAKIMINDAN EGEMENLİK ERKİ:
Devleti oluşması için gereken unsurları, egemenlik erkinin
iç hukuktaki yansıması bakımından inceleyerek devlet
şekillerini kısaca tablo halinde verdikten sonra egemenlik
erkinin devletler hukukunu ilgilendiren bağımsızlık yönüne
kısaca temas etmek istiyoruz.
Bağımsızlık unsuru eski zamanlardan beri devletin varolabilmesi
için gerekli sayılan bir faktördür. Zira bütün unsurları
taşısa bile bir siyasi topluluk diğer devletlere karşı
bağımsız olmadıkça devlet olarak nitelendirilememektedir.
Bu bakımdan devletler hukukunda geçerli olan doktrinler
bağımsızlığı ciddi ve önemli bir şekilde ele almaktadırlar.
Daha önceki dönemlerde bağımsızlık açısından tam bağımsızlık
ilkesi genel olarak benimsenirken günümüzde tam bağımsızlık
ilkesi artık hiçbir şekilde geçerli sayılmamaktadır.
Hatta bu düşünceler o kadar ileri götürülmüş ve devletleri
bağlayan uluslararası hukuk kuralları iç hukukları o
kadar etki altına almıştır ki, bugün bir devletin bağımsızlığından
söz etmenin imkanı bile kalmamıştır. Örneğin; yasama
erki gibi, yargılama erki gibi iç hukukta egemenliğin
belirtisi olan unsurlar artık uluslararası kuruluşlar
ve yargılama mercileriyle hemen hemen ortadan kaldırılmıştır.
Ayrıca bu konuda bir olayın daha altını çizmek gerekmektedir.
Ülkeler siyasal olarak egemenlik haklarını kısmen ellerinde
tutmuş olsalar bile ekonomik gelişim ve ekonomik düzenlemelerle
bu siyasi iktidarlarını uluslararası sahada ekonomik
iktidarlarla paylaşmak zorunda kalmaktadırlar. Kısaca
özetlemek gerekirse, gerek siyasal bağımsızlıktan, gerekse
ekonomik bağımsızlıktan günümüzde kesin olarak bahsetmenin
imkanı kalmamıştır. Bunun içindir ki, bu unsur da önemli
olarak fonksiyonunu yitirmiştir.
Egemenlik erkinin dışa dönük yani devletler hukuku açısından
işlevini ortaya koyduğumuz zaman bunun yukarıda izah
ettiğimiz gibi bağımsızlık olduğunu kısaca ifade etmiştik.
Devletler yanında devlet olarak oluşan bir siyasal topluluğun
devlet olduğunun ve bağımsız bulunduğunun ölçüsü o siyasal
topluluğun diğer devletlerce tanınmış olmasıyla ortaya
konulmaktadır. Yukarıda bağımsızlığın tarihsel süreç
içerisinde ne şekilde değiştiğini ve ne hale geldiğini
kısaca açıklamıştık. Bunun gibi tanıma olayının da ne
olduğunu, devletleşme sürecinde ne fonksiyona geldiğini
bundan sonraki paragrafta kısaca açıklamak istiyorum.
Zira Abhazya devletleşmiş midir veya devletleşme sürecini
tamamlayabilmekte midir? diye sorulan ve merak edilen
konuların içinde tanıma da çok önemli ve en başta olmak
üzere yer almaktadır.
TANIMA: Devletler umumi hukukunda en çok tartışılan konuların
başında, Tanıma kavramı gelmektedir. Zira bu terimin
ne ifade ettiği, nasıl anlaşılması gerektiği konularında
hukukçular ciddi bir şekilde anlaşmazlığa düşmüşlerdir.
Sorulan şudur? Bir devlet, yukarıda sıraladığımız tüm
unsurları taşıyarak doğmuş olsa, hatta bu unsurların
tamamını da Milletlerarası Hukuka uygun olarak elde ettiğini
düşünsek, bu devletin uluslararası kişiliğinin (süjeliğinin)
oluştuğu sonucuna varabilecek miyiz? İşte burada tartışma,
Tanımanın hukuki mahiyetinin ne olduğu ve ne olması gerektiği
konusunda yoğunlaşmaktadır.
Bununla ilgili tartışmaların ayrıntısına girmek sanırım
böyle bir çalışmanın sınırlarını çok aşacaktır. Onun
için ileri sürülen görüşlerin başlıklarını kısaca vererek
sonucu izah etmeye çalışacağım.
1- KLASİK ÖĞRETİ: Belli bir ülke üzerinde, siyasal bakımdan
örgütlenmiş, diğer herhangi bir devletin, bağımsız, milletlerarası
hukuk kurallarına saygı göstermeye yetenekli bir topluluğun
varlığını tesbitle, bu topluluğu milletlerarası toplum
üyesi olduğunu belirten bir işlem olarak tarif eder.
2- GERÇEKÇİ (REALİST) ÖĞRETİ İSE TANIMAYI: Bir siyasal
toplulukta milletlerarası hukukun verdiği yetkilerin
varlığının ve bunların hukuka uygunluğunun saptanmasıdır,
şeklinde tarif etmiştir.
3- VİYANA EKOLÜ: TANIMAYI somut bir olayda, bir topluluğun
milletlerarası hukuk anlamında devlet olduğunu saptayan
(hukuksal tanıma) ve tanıyan devletin bu toplulukla normal
siyasal ilişkiler kurmak isteğini belirten (siyasal tanıma)
bir işlemdir, diye tarif etmektedir. Bütün bu görüşlerin
sonuçlarına göre TANIMA;
1- Bir anlaşmadır. Tarafları, tanıyan devletle tanınan
devlettir.
2- Tanıma tek taraflı bir işlemdir. Bu da;
a) Kurucu bir işlemdir. Yani devletin oluşması için tanıma
kurucu bir fonksiyondur.
b) Belirtici bir işlemdir. Burada kurucu bir fonksiyonu
yoktur. Sadece tek taraflı belirleyici bir unsurdur.
c) Hukuksal tanıma ve siyasal tanımayı içeren bir işlemdir.
BU ŞEKİLLERDE TARİF EDİLEN VE AÇIKLANAN TANIMANIN BİÇİM
VE USULÜ
TANIMA:
1- Açık tanıma; Oluşan devleti bir başka devletin hukuki
ve fiili olarak açık ve seçik bir şekilde tanıdığını
beyan etmesi, bununla ilgili işlemleri yapmasıdır.
2- Zımni (gizli tanıma); Bu tarz bir tanıma da, tanıyan
devletin açıkca bir tanıma iradesini belirtmemesine karşı
oluşan devlet ile ticare, kültürel vs. gibi ilişkilere
girmesi veya oluşan devletin bu tip faaliyetlerine ses
çıkartmaması şeklinde olur.
Ayrıca tanımayı fiili tanıma (de facto) ve hukuki tanıma
(de jure) şeklinde de ayrıma tabii tutulmaktadır.
TANIMA BUGÜN PRATİK OLARAK NASIL ANLAŞILIYOR? İŞLEVİ
NEDİR?
TANIMA hiçbir şekilde kurucu bir işle değildir, böyle
bir fonksiyonu da yoktur. Yani devlet esasında tanınmadan
önce koşulları yerine getirmişse doğmuştur ve Milletlerarası
sujeliğini (hukuki kişiliğini) kazanmayı hak etmiştir.
Diğer devletler, bu devletle siyasal ilişki kurmak istiyorlarsa,
bu olguyu tanıma yolu ile gerçekleştirebilirler. TANIMANIN
FONKSİYONU bu siyasal iradenin açıklanmasıdır. Bunu diğer
devletler topluca yapabilecekleri gibi, tek tek de yapabilirler.
Tanımayı engelleyen kesin olumsuz faktör, yeni devletin,
devlet olmak için gereken unsurları kuvvet kullanarak
elde etmiş olmasıdır. Zira yukarıda da ifade ettiğimiz
gibi Paris Akti, böyle bir durumu kurulmuş olan devletin
tanınmamasına kesin engel olacağı şeklinde hükme bağlamıştır.
ABHAZYA'NIN DURUMU
Yazımızın konusuna Abhazya Devlet midir veya Devletleşme
sürecinde Abhazya'nın durumu nedir? sorularını tartışmaya
açarak başlamıştık. Şimdiye kadar ele aldığımız konularda
Abhazya'yı gündeme getirmeden, Devletler Umumi Hukuku
açısından ve Uluslararası belgeler bakımından bir devletin
doğuşunu, uluslararası (hukuki kişilik) sujelik konumunu
kazanmasını, bunun için gereken şartları özet halinde
inceledik. Zira bunlar kısa da olsa anlaşılmadan Abhazya'nın
konumunun ve ulaştığı siyasi durumunun ne olduğunu anlamak
mümkün değildi. Yazımızın bu bölümünde yukarıda belirlenen
ilkelere göre Abhazya'nın durumunu ve konumunu kısa başlıklar
halinde açıklayarak bir sonuca varmaya çalışacağız.
A) Abhazya'nın tarihine kısa bir bakış: Zaman zaman Gürcü
tarihcileri tarafından ileri sürülen bir tez vardır.
(Neyse ki bu tez son zamanlarda tamamen terkedilmiştir).
Bu teze göre, Abhazlar diye anılan halk esasen Abhazyalı
değildir. Abhazya'ya kuzeyden gelmişlerdir. Dolayısıyla
Abhazya da, Abhazlar'ın değildir. Biz, bu tezin tarihsel
boyutlarını bir tarihçi gözüyle tartışma imkanına sahip
değiliz. Ancak şurası kesin bir olaydır ki, tarafsız
gözle tarih yazan, antropolojik ve arkeolojik araştırmaları
yapan, dil bilimiyle uğraşan yerli ve yabancı kişi ve
kuruluşların vardığı ortak kanı, Abhazlar'ın Abhazya
diye anılan bu topraklarda otohton olarak yerleşmiş olduğu
ve yaşadığıdır. Dolayısıyla Abhazlar'ın kültürel etkinlikleri,
doğa etkinlikleri, siyasi etkinlikleri tarihsel süreç
içerisinde, hep bu bölgede oluşmuş ve gelişmiştir. Okuyucuya
fikir vermesi açısından bir kaç tarihi olguyu sıralıyarak
bu konuyu geçmek istiyorum.
1- M.Ö. 7. Asır'da Güney Kafkasya'yı göstermek üzere
çizilen haritalarda bugünkü Abhazya aynen bu ismiyle
yer almaktadır.
2- Abhaz halkı tarihsel süreç içerisinde bölgenin güneyinde
yerleşik olan halklarla ki bu halkların başında Kartveller
(Gürcüler) gelmektedir. Ortaklaşa siyasi yönetim biçimleri
oluşturulmuş ve oluşturulan bu siyasi birimlerle bölge
halkları yönetilmiştir.
3- Özellikle M.S. 8. Asır'dan 10. Asrın ortalarına kadar
tüm o bölgede kurulmuş olan devlet yönetimlerinin başındaki
yöneticiler, Abhaz Kralları adıyla anılmıştır. Buna en
çarpıcı örnek tarihte Bagrutiniler diye geçen Bagratlar'ın
tüm bölgeyi kapsamak üzere Abaza Kralı olarak anılmasıdır.
4- Yazılı ilk Türk kaynaklarından olan Dede Korkut masallarında,
Abhazya yönetimi için Kaanı Abhaz tabiri kullanılmaktadır.
5- 1400'lü yıllarda Trabzon'da kurulmuş olan Pontus Krallığı'nın
Kralı tarafından Bizans'a yazılan mektupta 30 bin kişiden
oluşan düzenli ve organizeli bir Abhaz askeri kuvvetinden
ve Devletinden bahsedilerek yardım talep edilmektedir.
Bu örnekleri tarihsel olarak çoğaltmak mümkündür. Ancak
bizim konumuz tarih olmadığı için kısaca birkaç örnek
vererek noktalıyoruz.
Bu genel tespitlerin yanında egemenlik kavramının ifade
ettiği anlam çerçevesinde Abhaz tarihine baktığımız zaman
aşağıdaki olaylar da çarpıcı olarak dikkat çekmektedir.
1- Abhazlar, zaman zaman kendi başlarına, zaman zaman
bölge halklarıyla birlikte çağının devlet anlayışına
uygun siyasi yönetim birimlerini oluşturmuşlardır.
2- Bunların yanında dışarıdan gelen güçlü işgalci devletlerin
egemenliklerine de sık sık girmişlerdir. Bunlara örnek
olarak; Roma-Bizans egemenliğini, İran egemenliğini,
kısa dönemlerle Selçuklu-Arap egemenliğini ve Osmanlı
egemenliğini gösterebiliriz.
3- 1802 tarihinde Gürcüler Abhazya halkından ayrı olarak
kendi iradeleriyle ve gönüllü bir şekilde Çarlık Rusyası'nın
egemenliği altına girmeyi kabul ederek Ruslar'a karışmışlardır.
Bu olay, politika açısından Kafkasya'nın Ruslar tarafından
işgal edilmesine ve sonuç olarak sürgün ve soykırımın
yapılmasına neden olan ciddi ve tarihsel bir hata olarak
Gürcüler'in hesabına yazılabilir kanısındayım. Zira bu
olayın sonucunda, Çarlık Devleti'nin sınırları Güney
Kafkasya'da Osmanlı sınırına dayanmış, Kuzey Kafkasya
Güney'den de kuşatılmış duruma getirilmiştir.
4- Gürcüler'in bu hareketine karşılık Abhazlar, Çarlık
İdaresi'ne girmeyi kabul etmeyerek Kuzey Kafkasya'da
özgürlük mücadelesini veren kardeş Kafkas halklarına
katılmışlardır.
5- Bu anlamda bağımsızlık savaşını sürdürmüşler 1840
tarihinde Batı Kafkasya'da kurulan Kafkas Federasyonu'na
seçilmiş delege göndermek suretiyle katılmışlardır.
6- Bağımsızlık mücadelesinin Kafkasya'nın yenilmesiyle
sonuçlanması üzerine, 1864'den itibaren Abhaz halkı da
önemli olarak Çarlık İdaresi tarafından sürgüne tabii
tutulmuştur. Ancak Abhazya bölgesi, hiçbir zaman Abhazlar
tarafından iradi ve isteğe bağlı olarak terkedilmemiş,
boşaltılmamış, Abhazya topraklarında kalan Abhazlar siyasi
ve sosyal mücadelelerini sürekli olarak ayakta tutmuşlardır.
7- Daha yakın zamana geldiğimiz takdirde, 11 Mayıs 1918
tarihinde kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu devletinin
tüm oluşum çalışmalarına Abhazya fiilen ve resmen katılmış,
kendi kaderini Kuzey'deki kardeş halklarıyla birlikte
çizmeye çalışmıştır. Nitekim Abhazya'nın bu davranışı
daha sonra Menşevikler'le işbirliği yapan Gürcistan'ın
Abhazya topraklarını silah zoruyla işgal etmesine neden
olmuştur.
8- Ancak tüm Kafkasya'da Bolşevikler'in zafere ulaşması
ve Menşevikler'in yenilmesi sonucunda, Abhazya Devrim
Şavaşçıları bugünkü Abhazya topraklarını tamamen Menşevik-Gürcü
işbirliği işgalinden kurtarmışlardır.
Buraya kadar verilen örnekler Abhazya'nın tarihsel olarak
sürekli kendi siyasal kaderine sahip çıktığını veya çıkmak
istediğini açıkca ortaya koymaktadır. Ancak bundan sonra
üzerinde duracağımız konular Abhazya'nın devletleşmesi,
egemenliğini elde etmiş olması bakımından ve yakın tarihte
cereyan eden olayları içermesi nedeniyle konumuzu çok
daha ciddi bir şekilde ilgilendirmektedir.
B) Abhazya Ülkesi: Devletler hukuku açısından bir topluluğun
devlet olabilmesi için gerekli olan unsurlardan birincisi
sürekli bir nüfus, ikincisi de bu nüfusun bir ülke parçasına
sahip olmasıdır. Bu paragrafta biz Abhazya'nın teorik
ve pratik olarak bu iki unsuru taşıyıp taşımadığını irdelemek
istiyoruz.
Kafkasya hakkında yazılan bütün tarih ve coğrafya kitaplarında
açıkca belirtildiği üzere, bugün Abhazya Cumhuriyeti'nin
kurulmuş olduğu yer, Abhazya toprağıdır. Bu ülke parçası
haritalarda her zaman Abhazya veya buna benzer örneğin
Abkaz, Abaza gibi isimlerle anılmıştır. Abhazları da
hep bu kara parçası üzerinde yaşayan halk olarak belirlemiştir.
Ancak tarihe baktığımız zaman her devlet için geçerli
olan bir ilke Abhazya'da da sözkonusu olmaktadır. O
da, modern zamanlara gelinceye kadar devletlerin sınrlarının
değişmez olarak tespit edilemediği gerçeğidir. Bu nedenle
daha önceki zamanlarda Abhazya'nın bugünkü çizilmiş olan
sınırları zaman zaman değişikliğe uğramışsa, bu o toprakların
Abhazlar'a ait olmadığını hiçbir şekilde kanıtlamaz.
Nitekim Abhazya'ya komşu olan her devletin sınırları
da çeşitli siyasi olaylar sonucunda sık sık değişikliğe
uğramıştır. Demek ki, bugünkü Abhazya Cumhuriyeti, ülke
unsuru açısından değerlendirildiği zaman, devletler hukukuna
uygun olarak ve tarihsel gerçeğe dayanan bir ülkeye sahiptir.
Yani kısaca ülke unsuru Abhazya için gerçekleşmiştir.
Nitekim 1921'de Abhazya bağımsız bir cumhuriyet şeklinde
SSCB'ne katılmak istediğinde bugünkü ülke sınırları belirlenmiş,
bu sınırlar 1924 SSCB Anayasası tarafından da kabul edilerek
anayasal bir güvenceye kavuşturulmuştur. Ayrıca Abhazya'nın
o günkü statüsü ile birlikte coğrafi sınırlarını da Gürcistan
Devrim Komitesi tarafından yayınlanan bir deklerasyon
ile kabul edilmiştir. Siyasi yapısında, uygulanan baskılar
sonucu değişmeler olmuşsa da, Abhazya Cumhuriyeti'nin
sınırları, 1921'den beri hem iç hukuk, hem de uluslararası
belgeler tarafından sabit olarak kabul edilmiş bir şekilde
yer almaktadır. Örneğin; bütün çizilen haritalarda Abhazya
bölgesi ayrı sınırlarla gösterildiği gibi. Öyleyse sonuç
olarak ülke unsurunun Abhazya için oluştuğunu kesin olarak
ifade edebiliriz.
C) Nüfus Unsuru: Kafkas-Abhazya Dayanışma Komitesi'nin
arşivlerinde Abhazya'nın demografik yapısıyla ilgili
çok miktarda belge ve bilgi vardır. Yerli ve yabancı
bir çok araştırmacı ve kurumların verdiği raporlar vardır.
Bütün bu raporlar Abhazya'nın bugünkü Abhazya Cumhuriyeti
toprakları üzerinde, sürekli olarak bir Abhaz nüfusunun
yaşadığını tesbit etmektedir. Denilebilir ki, Abhazya
nüfusu azdır ve siyasi olarak bir devletin kurulmasına
yeterli olamaz. Nitekim bu sav 1921'de Stalin tarafından
da dile getirilmiş ve Abhazlar'ın bağımsız cumhuriyet
olma istekleri bu gerekçeyle askıya alınmıştır. Nevar
ki, bugün devletler umumi hukukunda devlet oluşturabilmek
için nüfus unsurunun mutlaka büyük bir çoğunluğa ulaşması
şart olarak kabul edilmemektedir. Vatandaşlık bağık ile
bağlı olan milyarı aşan nüfusa sahip devletler olduğu
gibi, nüfusu 15-20 bin civarında olan devletler de vardır.
(Bununla ilgili örnekleri umumi kısımda vermiştik). Burada,
önemli olan nitelik ve nicelik bakımından devletin oluşmasına
yetecek miktarda vatandaş olan bir nüfusun sözkonusu
olmasıdır.
Bugün Abhazya Cumhuriyeti'ne baktığımız zaman, fiili
olarak Abhazya'da yaşayan ve Abhazya halkını teşkil eden
nüfusun, sayısal olarak devlet kurmak için yeterli miktarda
olduğu bir gerçektir.
D) Egemenlik Unsuru: Yazımızın birinci genel bölümünde
egemenliğin ne anlama geldiğini, nasıl uygulandığını
mümkün olduğu kadar ifade etmeye çalıştık. Biz bu kısımda
egemenlik erkinin iç hukuk bakımından Abhazya'da oluşup
oluşmadığını, bu egemenlik hakkının elde edilişinin uluslararası
hukuk bakımından meşru sayılıp sayılmayacağını analiz
ettikten sonra, egemenliğin dışa dönük yani bağımsızlık
konusunu ele alarak Abhazya'nın tanınmasıyla ilgili görüşlerimizi
ifade etmek istiyoruz.
İç hukuk bakımından egemenlik kavramı hükümet etmekle
özdeş bir kavramdır. Kısaca devlet olan bir topluluğun
iç hukuk bakımından imperium hakkına ve yetkisine sahip
olma zarureti vardır. Öyleyse bu hak nedir?
Klasik zamandanberi bu hakkın tanımlaması yapılırken
devletin üç erkinin oluşması zorunluluğu dile getirilmiştir.
Bu konu daha önceleri ifade edildiği gibi;
a) Yasama erki
b) Yürütme erki
c) Yargılama erki'dir.
Devlet dediğimiz kuruluşda bu erkler bölünmez bir biçimde
ve yüksek derecede mevcut olmalıdır. Ayrıca bu erklerin
uygulanmasında devletin yaptırım gücünü kullanabilmesi
için ordu ve polise ihtiyaçı vardır. Ülke toprak parçasında
gerek bu erkler gerekse yaptırımı sağlayan ordu ve polis
tekel olarak devlete aittir. Başka sivil kuruluşlarda
bu olmaz. Ancak yukarıda da ifade ettiğimiz gibi bugün
hiçbir devlet için bu erklerin tam olarak kullanılması
sözkonusu değildir. Devletlerüstü kuruluşların (BM Teşkilatı,
AGİT, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu vs.) ortaya koymuş
olduğu normlar devletlerin bağımsızlığını ve egemenlik
haklarını birçok noktada kısıtlamakta hatta ortadan kaldırmaktadır.
Bu konuya yukarıda da değinmiştik.
Bu açıdan baktığımız zaman Abhazya Cumhuriyeti'ndeki
durum nedir?
a) Abhazya kendi anayasasını yaparak yasal bir şekilde
yürürlüğe koymuştur.
b) Bu anayasa gereğince yasama görevini yapacak olan
parlamentoyu oluşturmuş ve parlamento oluşumunu da demokratik
bir şekilde, ülkede yaşayan bütün insanların katılımıyla
seçimle oluşturmuştur.
c) Yasama meclisince yapılan kanunları uygulamak üzere
yürütme organını oluşturmuştur. Bugün Abhazya'da kanun
hakimiyetinde çalışan bir bakanlar kurulu, başbakan ve
bir cumhurbaşkanı vardır.
d) Keza Abhazya içinde bulunduğu siyasi ve ekonomik zorluklara
rağmen yargılama erkini süratli bir şekilde oluşturmaya
ve tamamlamaya çalışmaktadır.
e) Abhazya Cumhuriyeti'nde iç güvenliği ve dış güvenliği
korumak üzere kurulan ve sadece Abhazya Cumhuriyeti'ne
bağlı bir polis teşkilatı ve ordu kurulmuştur.
f) Ayrıca Abhazya Cumhuriyeti uluslararası hukukun ve
uluslararası kuruluşların kendisine yüklemiş olduğu görevleri
yerine getirmeyi, ülkesinde insan haklarına uymayı ve
devletini uluslararası hukuk normlarına uygun bir iç
hukuk düzeniyle yönetmekte ve yöneteceğini de taahhüt
etmektedir.
Ancak, akdir edileceği üzere Abhazya'nın bugün çok ciddi
siyasi ve ekonomik sorunları mevcuttur. Bu nedenle bu
erklerin işleyişinde aksaklıklar gözükebilir. Ancak bu
aksaklıklar hiçbir zaman devletin oluşması için engel
teşkil edemez, uluslararası hukuk bakımından da bir engel
olarak nitelendirilemez.
E) Egemenliğin Kazanılması: Birinci kısımda ifade ettiğimiz
gibi, devletler hukuku ilkelerine göre kazanılmamış olan
bir egemenlik, uluslararası sujeliğe engel bir durum
teşkil etmektedir. Yani meşru olmayan ve meşru yoldan
kazanılmayan bir egemenliğe dayanarak devlet kurulamaz.
Bu şekilde kurulmuş olan bir devlet de hiçbir şekilde
diğer devletler tarafından tanınamaz. Bu gerçekten hareket
edildiği zaman, Abhazya'nın bugünkü siyasi konumunun
tarafsız ve ayrıntılı bir şekilde ortaya konulması gerektiğine
inanıyorum.
Öncelikle Abhazya neye dayanarak egemenliğini ilan etmiştir?
Abhazya'nın egemenlik ilanına dayanak olacak iç hukuk
ve uluslararası hukuk bakımından ne gibi kanıtlar vardır?
a) Abhazya egemenliğinin kaynağını araştırırken herşeyden
önce yukarıda verdiğimiz tarihi bilgilerin yanında iç
hukuk bakımından Abhazya'nın irdelenmesi gerekir. Evvela
1921 Gürcü Anayasası'nda Abhazya ile ilgili herhangi
bir düzenleme yapılmamıştır. Acaba neden? Bunun 2 nedeni
vardır.
1- Gürcü yönetimi Menşevikler'le birleşerek daha önce
Abhazya topraklarını askeri olarak işgal etmiş, Bolşevik-Abhazya
devrimcilerinin birlikte verdiği mücadele sonucunda bugünkü
Abhazya sınırları tamamen Gürcüler'den geri alınmıştır.
Özetle bugünkü sınır o dönemde fiilen çizilmiştir.
2- Bu fiili durum karşısında Gürcistan SSCB'ne kurucu
cumhuriyet niteliği ile katılırken Abhazya'yı gerek insan
unsuru ve gerekse ülke olarak kendi bünyesi içerisinde
saymamıştır. Bu nedenle de tamamen dışarıda bırakmıştır.
Bu olay üzerine 04.03.1921 tarihinde Abhazya Devrim Konseyi
(REVKOM) kurulmuş, 28.03.1921 tarihinde Bolşevik Partisi
Merkez Komitesi Kafkasya Temsilcileri Konferansında kabul
edilen bir karar ile Abhazya bağımsız bir cumhuriyet
olduğunu ilan etmiştir.
Abhazya'nın ilan etmiş olduğu egemenliği ve cumhuriyet
statüsünü Gürcistan Devrim Komite Konseyi (REVKOM) tarafından
kamuoyuna açıklanan bir bildiriyle kabul edilmiştir.
Bu şu anlama gelmekteydi. Abhazya'nın yasal sınırları,
cumhuriyet statüsü ve egemenliği Gürcistan Devleti tarafından
kabul ediliyordu. Nevar ki, Stalin'in bir yönüyle Gürcü
olması ve tamamen Gürcistan'ın çıkarlarını kollar bir
politika izlemesi, o sırada da Lenin'in ciddi boyutta
rahatsız bulunması nedeniyle Abhazya'nın cumhuriyet statüsü
SSCB karar organları tarafından askıya alınmış ve takdik
edilmemiştir. Red de edilmeyen bu durum devam ederken
Stalin ve yandaşlarının ısrarlı baskıları sonucunda 1921'de
Abhazya ile Gürcistan arasında özel bir anlaşma imzalanarak
birlikte özel federasyon oluşturmak suretiyle federal
devleti oluşturdular. Bu birlik anlaşmasına göre Abhazya
dışişlerinin yönetimini, sınırlarının korunmasını ve
gümrük işlerini federal üst devlete yani bir anlamda
Gürcistan'a bırakmayı kabul ederken, bunun dışındaki
tüm yasama ve yürütme erklerini kendisinde toplamış,
Abhazya'nın hukuksal statüsü de Abhazya Sovyet Sosyalist
Cumhuriyeti şeklinde tanımlanmıştır.
Bu dönemde, Abhazya ile Gürcistan, aralarında imzalamış
oldukları birlik anlaşması çerçevesinde Transkafkasya
Birliği'ne katılmışlardır. Bütün bu oluşumlarda Abhazya,
sınırları belli bir cumhuriyet statüsüne kavuşturulmuş
olması keyfiyetini kabullenememiş, tamamen bağımsız bir
cumhuriyet olduğunu dile getirmiş ve bu amaçla da siyasi
mücadeleye devam etmiştir.
Daha sonra 1924 yılında yapılan Sovyet Anayasası'nda
bugünkü Abhazya, sınırları ve toprağı belli olarak otonom
bir cumhuriyet olarak kabul edilmiştir. Bununla yetinmeyen
Abhazya Cumhuriyeti yöneticileri 1924 yılında kendi milli
marşlarını ve bayraklarını kabul etmişler, 1925 tarihinde
de kendi anayasalarını yapmışlardır. Bu anayasa iç hukuk
kuralları bakımından Abhazya'nın kendi egemenlik hakkını
nasıl kullanacağını ayrıntılı olarak belirlemiştir. Gerek
Gürcistan yönetimi, gerekse SSCB yönetimi Abhaz anayasasını
kabul ettiklerini açıkca belirtmemelerine karşılık, Abhazya
Cumhuriyeti'nin anayasal uygulamalarına da ses çıkartmamışlardır.
O kadar ki, 1927 yılında bu anayasada yapılan iyileştirmeye
yönelik ilavelere de itiraz etmemişlerdir. Anayasaya
konulan ek maddelerde Abhazya Cumhuriyeti'nin Gürcistan
ile federal bir devlet olduğu keyfiyeti de dile getirilmiştir.
(Daha önce kaleme aldığım bir yazıda bu konuyu Gürcistan
anayasası şeklinde tercüme hatası olarak belirttik. Oysa
ki değişklik Abhaz anayasasında olmuştur).
Yukarıdan beri açıklamaya çalıştığımız fiili ve hukuki
durumlardan çıkan sonucu şöyle özetleyebiliriz.
Abhazya sınırları belli, statüsü belli, kendi organları
olan bir cumhuriyet niteliğini almıştır. O halde 1990'larda
Abhazya'nın kendi egemenliğini ilan etmesinin iç hukuk
bakımından sağlam yasal dayanakları sözkonusudur. 1931
tarihinden itibaren Abhazya'nın kendi iradesi dışında,
Stalin ve Beria ikilisinin uyguladığı korkunç ırkçı baskıların
sonucunda Gürcistan'a bağlı bir otonomi haline getirilmiş
olması yukarıda açıkladığımız durumları hiçbir şekilde
ortadan kaldıramaz. Çünkü burada cumhuriyete rağmen dışardan
zorla enjekte edilen bir statü sözkonusudur.
Bütün bunların yanında Sovyet Anayasası'nda ve Sovyet
Devlet Doktirininde ulusların kendi kaderlerini kendileri
tarafından serbestce tayin edilme hakkına sahip oldukları
kabul edilmiştir.
b) Uluslararası hukuk açısından: Hangi açıdan değerlendirirsek
değerlendirelim karşımızda hukuki anlamda bir Abhazya
Cumhuriyeti'nin var olduğu kesindir. Zira gerek Sovyetler
Birliği ve gerekse Gürcistan anayasaları ve Abhazya'nın
kendi iç hukuk düzenlemesi olan anayasası gereğince Abhazya
Cumhuriyeti'nin hukuksal varlığı, bağımsızlığı ve statüsü
ülke sınırlarıyla birlikte belirlenmiş olduğu kesinlik
kazanmaktadır. Ayrıca daha sonraları oluşturulmuş olan
Milletler Cemiyeti ve onun yerine alan BM statülerinde,
ayrıca bu şartlara bağlı olarak devletler tarafından
kabul edilmiş olan çeşitli tarihlerdeki protokollara
göre ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakları mevcuttur
ve buna saygı duyulur. Bunun bir tek istisnası vardır.
Yukarlarda da ifade ettiğimiz gibi 1933 Paris Akti'ne
göre kuvvete başvurulmak suretiyle ve başka devletin
egemenlik hakkı zorla ortadan kaldırılarak elde edilen
egemenlik erki ve bağımsızlığı kabul edilemez kuralıdır.
Sovyetler Birliği'nin dağılması ile ilk defa bağımsızlığını
elde eden cumhuriyet Gürcistan olmuştur. Ancak Gürcistan
1921 Anayasası'na kadar olan tüm yasal düzenlemeleri
yok sayarak fiili ve hukuki gerçeklere gözyummak suretiyle
üniter bir devlet olduğunu ilan etmiş, Eduard Şevardnadze'nin
kişiliği sayesinde sanırım bu keyfiyeti de AGİT ülkelerine
kabul ettirmiştir. Oysa ki burada önemli olan bir hukuki
hata vardır. Abhazya'nın 1921 Gürcü Anayasası'na göre
Gürcistan ile hukuksal bağlantıları yoktu. Bunun yanında
yukarıda ifade ettiğimiz gibi bu cumhuriyetin egemenlik
hakları hukuki koruma altına alınıyor ve Abhazya'nın
cumhuriyet olma statüsü Gürcistan tarafından tanınıyordu.
Bunun sonucu şuydu. Bu hukuki ve fiili durum acısından
ve devletler hukuku kritallerine göre Gürcistan Basit
bir devlet yani Üniter bir devlet değildi. Nevar ki,
AGİT'e üye devletler bu gerçeğin araştırılmasına gerek
duymadılar. Nitekim Gürcistan Devleti üyelik için daha
önce BM'e başvurunca, BM'i Gürcistan'ın Güney Osetya
yönetimini zor kullanarak ortadan kaldırmak istediği
ve katliam yaptığı gerekçesiyle bu talebini geri çevirmiş
hatta Gürcistan'ı bu konuda yazılı olarak uyarmıştı.
Fakat Gürcistan ne pahasına olursa olsun Güney Osetya
ve Abhazya'yı yok sayan bir devletleşme fikrine sahip
olduğu için bu iki cumhuriyetin yasal haklarını görüşüp
bir neticeye bağlamayı kabul etmemiş ve yapılan talepleri
kesinlikle redetmiştir. Bunun üzerine Abhazya da yukarıdan
beri saydığımız yasal gerekçelere dayanarak kendi egemenliğini
ilan etmiştir.
Abhazya'nın egemenliğini ilan etmesi üzerine, Abhazya
yönetimi Gürcistan tarafına yazılı olarak ilettiği teklifinde,
Abhazya'nın yasal ve anayasal statüsünün görüşülmesini
Gürcistan yönetimine bildirdiği açıkca belgelerden anlaşılmaktadır.
Yani Abhazya kendi anayasal statüsünü, kendi cumhuriyet
statüsünü gerek iç hukuk gerekse devletler hukuku açısından
tanımak suretiyle belirli bir devlet yapısı üzerinde
anlaşma yapmak üzere ve iki tarafın statülerini belirlemek
üzere Gürcistan'a çağrıda bulunmuştur. Fakat Gürcistan
yönetimi ve özellikle Gürcistan Cumhurbaşkanı'nın bu
teklife karşı verdiği cevap Abhazya'yı askeri olarak
işgal etmek olmuştur.
Bu işgal askeri amaçlı olup, işgalin hedefi Abhazya halkını
ve Abhazya olarak nitelendirilen sınırları belli Abhazya
ülkesini ortadan kaldırmak olmuştur. Nitekim işgal döneminde
gerek sivil, gerek askeri Gürcü yöneticileri tarafından
yapılan açıklamalarda bu hedefler açıkca yazılı ve sözlü
olarak açıklanmıştır.
Bu işgal hadisesi karşısında Abhazya halkı tarihsel olarak
sahip olduğu, hukuksal olarak egemen bulunduğu sınırları
belli olan ülkesini, bu ülkenin üzerinde yaşamakta olan
insanların yaşam haklarını, namuslarını, özgürlüklerini,
kültürel varlıklarını korumak amacıyla işgal kuvvetlerine
karşı direnme kararı alarak karşı koymuştur. İşte bugün
fiilen ve hukuken var olan Abhazya Cumhuriyeti'nin egemenliğini
elde ediş tarzı bu olayların sonucu ve belirttiğimiz
şekilde olmuştur.
Açıkca görüleceği üzere Abhazya Cumhuriyeti egemenlik
hakkını hiçbir devlete ve halka karşı kuvvet kullanmadan,
hiçbir devletler hukuku kuralını çiğnemeden, BM'i ve
diğer anlaşmalarda öngörülen normlara aykırı davranmadan
tamamen meşru bir şekilde ve meşru müdafanın sonucunda
tarihsel statüsünün ve uluslararası hukuk normlarının
verdiği haklara dayanarak elde etmiştir.
Bu nedenle sonuç olarak diyoruz ki, bugün Abhazya Cumhuriyeti
eğemenlik hakkını yasal olarak elde etmiş, bu hakkın
iç hukuka yönelik olarak hükümet etme unsurunu da yine
yasal kurallara uygun olarak gerçekleştirmiştir.
Kısaca Abhazya Cumhuriyeti bize göre devlet olma sürecini
bir anlamda tamamlamıştır.
Tanınmamış olması durumuna gelince: Tanıma olayının kurucu
bir mahiyet taşımadığını, bir devletin kurulup kurulmadığı
hususunu tanımayla belirlenemiyeceğini, tanınmamış olsa
bile o devletin devletler hukuku açısından devlet sayılacağını
yukarıda ifade etmiştik. Abhazya Cumhuriyeti yukarıda
açıkladığımız gibi, daha önce var olan tarihsel statüsünü
geliştirerek ve bir anlamda iç hukuk sistemine göre devletler
hukuku normlarına uygun olarak kendi cumhuriyetini ve
devletini kurarak 5 yılı aşkın bir zamandır fiilen ve
hukuken bağımsız olarak yaşamaktadır.
Hiyerarşik olarak herhangi bir üst iradeden yani devletten
ve yönetimden hiçbir şekilde yetki almamakta, yetkiyi
tamamen kendi halkından almaktadır. Bu anlamda Abhazya
Cumhuriyeti kesin olarak fiilen kuruluşunu tamamlamış
olarak vardır. Kaldı ki, birçok konularda Abhazya diğer
devletler tarafından suje olarak ve uluslararası hukuki
kişiliğe sahip olarak kabul edilmektedir. Bu durumda
Abhazya'nın hukuki ve siyasi anlamda açık olarak tanınmamış
olması Abhazya'nın devlet olma durumuna hiçbir şekilde
engel teşkil etmez. Özellikle Abhazya'nın ve Gürcistan'ın
içinde bulunduğu coğrafi koşulların, uluslararası ekonomik
çıkarların kesişme durumları gözönüne alındığı zaman
Abhazya Cumhuriyeti'nin resmen tanınması kanımızca daha
uzun zaman alacaktır.
Bu sureç içerisinde Abhazya Cumhuriyeti'nin ve Abhazya
halkının katlanmak zorunda kalacağı çok sıkıntılı ve
zor olayların meydana gelmesi de büyük ihtimalle sözkonusu
olacaktır. Nitekim yıllardan beri tamamen haksız olarak
konulmuş olmasına rağmen bir türlü kaldırılmayan ambargo
ve daha birçok olaylar bunun örnekleridir.
Devlet kurabilmenin ve devletleşmenin zorlukları ve fakat
siyasi ve kültürel sonuçları iyi algılandığı zaman Abhazya
halkının ve cumhuriyetinin oluşacak zor olaylara karşı
direnebileceklerine yürekten inanıyorum.
Konuyu bitirmeden önce birinci kısımda açıkladığım bir
konuya tekrar değinmek istiyorum. Herhangi bir egemen
devletin iç hukuk bakımından egemenliği kullanmasında
hiyerarşik bir şekilde iktidarı paylaşsa veya hiyerarşik
düzen olmadan paralel olarak egemenlik erkini kullanmış
olsa dahi, o devletin üniter devlet olarak sayılmasına
devletler hukuku açısından imkan yoktur. Bu şekildeki
bir devlet federasyon veya konfederasyon şeklinde veya
başka bir biçimde örgütlenmiş olan birleşik bir devlet
şeklidir. Gürcistan yöneticilerinin ve özellikle Türkiye
Cumhuriyeti'mizin bu konuyu özenle düşünmeleri gerektiğine
yürekten inanıyorum. Zira bu açıklığa kavuştuğu zaman,
Türkiye ile Abhazya Cumhuriyeti arasındaki ilişkiler
verimli bir şekilde gelişebileceği gibi, Gürcistan yönetimi
de barışa daha çabuk ulaşabilecek adımları atabilme imkanını
elde edecektir. Bu inançla, bu konuda bir çağrı yaparak,
Abhazya'nın kimliğinin ve statüsünün, sırf diplomasi
ve uluslararası hukukta siyasal tanıma diye nitelendirilen
ve sadece iki tarafı ilgilendiren, belirleyici nitelik
taşıyan tanıma keyfiyeti yanlış yorumlanarak Abhazya'nın
daha fazla mağdur edilmesine imkan verilmesin.
Bize göre herşeye rağmen, Abhazya Cumhuriyeti devletleşme
sürecinde geriye dönülmeyecek kadar ciddi ve önemli büyük
bir mesafe almış, 30 Eylül askeri zaferinden sonra gelen
sürecte oluşturulmuş olduğu kurumlarıyla Abhazya Cumhuriyeti
eksiksiz bir devlet olarak hukuk dünyasına doğmuştur.
Av. Rahmi TUNA
Bu yazı hazırlanırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılmıştır.
1- İslam Ansiklopedisi. Abhazya maddesi.
2- Ana Biritanica. Devlet maddesi.
3- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Edip F. Çelik.
4- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Yılmaz Altuğ.
5- Devletler Umumi Hukuku. Dr. Sevim Toluner.
6- Devlet ve Demokrasi. Server Tanilli.
7- Devlet Nedir? Dr. Ali Fuat Başgil.
8- Milletlerarası Hukuk. Temel Belgeler. Dr. Aslan Gündüz.
9- Devlet ve Hukuk Felsefesi. Dr. Niyati Öktem.
10- Siyasal Düşünceler ve Yönetimler. Ayferi Göze.
11- Uluslararası İlişkiler Tarihi. Diplomasi Tarihi.
1-2 Cilt, SSCB Bilimler Akademisi üyelerince hazırlanmıştır.
12- Lıhnı Bildirisi.
13- Kıpçaklar. Dr. M.Fahrettin Kırzıoğlu.
14- Türkiye'nin SSiyasal Anlaşmaları. Cilt 1-2. İsmail
Soysal.
15- SSCB Anayasası.
16- 1925 Abhaz Anayasası.
|
|