| |
Abhazya ve Gürcistan'ın hukuksal ilişkileri
Vladislav Ardzınba
21 Aralık 1992
Savaş planlanmıştı
14 Ağustos 1992'de Gürcistan'ın Abhazya Cumhuriyeti'ne
karşı silahlı saldırısı başladı. Bu amaçla 5 bin kadar
ulusal muhafız sevkedildi. Transkafkasya Askeri Komutanlığı
tarafından Şevardnadze Yönetimi'ne teslim edilen yüzden
fazla tank, çeşitli zırhlı araç, top ve savaş uçakları,
helikopterler kullanıldı. Gürcistan bütün bu gücü silahsız
Abhazya'ya karşı kullanarak, Rusya önünde "aldığı
silahları uluslararası anlaşmazlıklarda kullanmama" yükümlülüğünü
ihlal etti. Şevardnadze'nin basına ve BM'ye yaptığı
açıklamalarda, saldırının gerçek sebeplerini gizlemek
için anlaşmazlığa yol açan koşulların birkaç versiyonu
ortaya atıldı. Birliklerin Abhazya'ya girmesiyle ilgili
ileri sürülen bu sebeplerin asıl amacı dünya kamuoyunu
yanıltmaktır. Görüldüğü üzere Abhazya'ya saldırı, savaşın
başlamasından uzun süre önce düşünülmüştür. Şevardnadze,
1992 yılında, "Abhazya'da, özellikleri ve sonuçları
bakımından Güney Osetya'da olanlardan çok daha kötü
olaylar olabilir" diyordu. (Argumenti Fakti, 1992,
No.28) 15 Ağustos'ta, yani saldırının başlamasından
bir gün sonra Şevardnadze, televizyona çıkarak şu konuşmayı
yaptı:
"Yüce atalarımızın, devletimizin toprak bütünlüğünü
korumak için yaptıkları mücadeleler gibi, biz de hiçbir
şeyin önünde durmayacağız. Bu uğurda ölmeye hazırız.
Devletimizi bölmeye çalışan herkesi yok edeceğiz."
Bu konuşmada Abhazya'ya karşı girişilen saldırının asıl
sebebi ifade edilmektedir. Bu sebep Gürcistan'ın şimdiki
devlet rejiminin imparatorluk emellerinde ve Abhazya
halkının egemenlik haklarını zora dayalı yöntemlerle
yoketmek isteyen yöneticilerin politik maceracılığında
gizlidir.
Gürcistan'ın toprak bütünlüğü tartışması
Toprak bütünlüğü sorunu, bu Gürcistan'ın değil, ünlü
bilim adamı A.D. Saharov'un "Küçük İmparatorluk" diye
adlandırdığı (Ogonyok, 1989, No.31) eski Gürcistan Sovyet
Sosyalist Cumhuriyeti'nin sorunudur. Eski Gürcistan'ın
bünyesine, Stalin zamanında, Abhazya da girmişti. Ayrılıkçı
ve aşırılık yanlısı denilen Abhazlara gelince, onlar
da gerçek etnik sınırları içinde Gürcistan'ın toprak
bütünlüğünden yanalar. İngur Nehri'nden Psou Nehri'ne
kadar olan toprakları ise (SSCB'nin yıkılması ve Gürcistan
SSC'nin varlığının sona ermesinden sonra) doğal olarak
başka bir devlet -Abhazya Cumhuriyeti- kabul etmektedirler.
Bu bağlamda, Gürcistan'ın "toprak bütünlüğünün ihlal
edilmesi" iddiasının saçmalığını gösteren, Abhazya
ve Gürcistan'ın tarihi-hukuki ilişkilerinin kısa bir
özetini ortaya koymanın gerekliliği kaçınılmaz olmuştur.
Şimdiki Gürcistan yönetimi bu iddia yardımıyla, bütün
dünyanın gözü önünde açık devlet terörizmi uygulayarak,
Abhazya'da giriştiği barbarca hareketleri haklı göstermeye
çalışıyor.
Abhazlar ve Gürcüler, akraba olmayan halklardır. Kökenleri
farklıdır; dilleri değişik dil ailelerine mensuptur;
farklı adetleri, gelenekleri, maddi ve manevi kültürleri,
ulusal karakterleri vardır.
Abhazya'nın gerçek sahipleri
Kafkasya'nın yerli halklarından olan Abhazların etnik-kültürel
ve dilsel olarak en yakın akrabaları Kuzey Kafkasya'da
yaşıyor. Bunlar Abazinler, Adıgeler ve diğer Kuzey Kafkas
halklarıdır. Abhazlar, 12 yüzyıldan daha geriye uzanan
köklü devlet geleneğine sahip Kafkasya'nın en eski yerli
halklarındandır. Abhaz Krallığı VIII. yüzyılda ortaya
çıktı ve iki yüzyıl boyunca Karadeniz bölgesinin en güçlü
devletlerinden biri oldu. Gürcistan ve Abhazya'nın krallık
hanedanları arasında yapılan bir evlilik sonucu, bu iki
devlet birleşti. XIII. yüzyılda Gürcü Krallığı'nın Moğollar
tarafından yıkılması Abhazya'yı Tiflis'e bağlılıktan
tamamen kurtardı. Karşılıklı ilişkilerin daha sonraki
aşamaları, Abhaz Prensliği'nin Batı Gürcistan devletleri
Mingrelya ve İmeretya ile yaptığı feodal iç savaş özelliği
taşır. XVI-XVIII. yüzyıllar boyunca Abhaz Prensliği,
Osmanlı İmparatorluğu'nun politik, ekonomik ve dini etki
alanında kaldı. XIX. yüzyıl başında iktidardaki Abhaz
Prensi Keleşbey Çaçba-Şervaşidze, daha sonra da oğlu
Georgi, Rusya tebasına kabul edilmeleri ricasıyla Rusya'ya
başvurdular. 17 Şubat 1810'da imparatorluk manifestosu
yayınlandı. Buna göre Abhazya, Rusya İmparatorluğu'nun "yüksek
hamiyetine" geçti. Rusya'nın bünyesinde de Abhazya
politik özerkliğini ve prenslik hanedanım korudu. Ancak
1864 yılında Abhazya'nın özerk idare sistemi ortadan
kaldırıldı ve iktidardaki son prens Mihail Çaçba-Şervaşidze
Voronej'e sürgüne gönderildi. 1870'li Yıllarda Abhazya
etnik felaket yaşadı. Kafkas savaşlarının sonunda Rusya'nın
Kafkasya'daki durumunun güçlenmesi, Rusya hükümetinin
kolonyalist politikasını artırmasına yaradı. Bu dönemde,
halkın yarısından fazla nüfusunu oluşturan 300 bine yakın
Abhaz, vatanlarını terk ederek bugün kalabalık ve etkin
bir Abhaz diasporası olarak yaşadıkları Türkiye'ye ve
Yakın Doğu ülkelerine göç etmek zorunda bırakıldı. Boşalan
Abhazya, başta Gürcüler (esas olarak Megreller) olmak
üzere Rus, Ermeni, Rum, Bulgar, Alman, Eston vb. göçmenlerin
akınına uğradı. Abhazya hızla etnik olarak karışık bir
bölgeye dönüştü; yerli halkın iradesi iyice kısıtlandı.
1886'daki sayıma göre Abhazların oranı yüzde 85.7 idi;
Gürcüler ise tüm Abhazya nüfusunun yüzde 6'sını oluşturuyorlardı.
1897'de Rusya'da yapılan ilk genel nüfus sayımına göre
Abhazlar yüzde 55.3, Gürcüler ise yüzde 24.4 idi.
Abhazların yerine Megreller
Rus-Türk Savaşı sonunda boşaltılan Abhaz topraklarına
ve köylerine Gürcülerin yerleştirilmesi çağrısını yapanlardan
biri de, ünlü Gürcü toplum adamı ve yayıncı Y. Gogebaşvili
idi. 1877'de "Tiflisski Vestnik" Gazetesi'nde
yayınlanan "Abhazya'ya kimi yerleştirmeli?" başlıklı
bir makalesinde, boşalan Abhazya'nın Rusya devleti yararına
başarılı ve verimli kolonizasyon için gerekli bütün niteliklerin
sadece Megreller'de bulunduğubelirtiliyordu. Gogebaşvili
özellikle şunun altını çiziyordu: "Migreller, Abhazya'nın
en iyi kolonizatörleri sayılarak göç ettirilen abhazların
yerine ilk yerleştirilenler olmalıdır."
(Tiflisski Vesnik, 1877, No.249)
Abhazya'da o zaman başlayan Gürcü kolonizasyonuna, XIX.
yüzyıl 60-90'lı yılların Gürcü yayın organları "Droeba", "Moambe", "İveriya", "Kvali" de
tanıklık etmektedir. Şubat Devrimi'nin haberinin alınmasından
sonra, 10 Mart 1917'de Suhum'da Abhazya Halk Temsilcileri
toplantısı yapıldı. Toplantıda alman bir kararla geçici
hükümetin yerel organı olan "Toplum Güvenlik Komitesi" kuruldu.
Kasım 1917'de yapılan Abhazya Halk Kongresi'nde ise
çok önemli belgeler -Abhazya Halk Kongresi Deklarasyonu
ve Halk Konseyi Anayasası- kabul edildi. Deklarasyonda,
gerçek iktidar organı olan Abhazya Halk Konseyi'nin görevleri
hakkında şunlar yer alıyordu:
"Birçok şeyin temelden yıkıldığı, birçok şeyin
de yeniden kurulduğu, koşulların ve bütün Rusya'nın,
bunun sonucu olarak da Abhazya'nın yaşam ortamının değiştiği
bu hareketli günlerde her halk, Rusya'nın yeniden kurulduğu
bu dönemde haklarının ve çıkarlarının unutulmaması ve
suikastlara kurban gitmemesi için duyarlı olmak zorundadır.
Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların,
haklarını koruyacağı bu olaylarda kendisini destekleyeceklerinden
emindir. Abhazya Halk Konseyi'nin bundan sonraki en önemli
görevlerinden biri de Abhaz halkının kendi kaderini belirlemesi
yönünde çalışmaktır. Abhaz halkı, Dağıstan, Abhazya ve
Kuzey Kafkasya'nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği'nin
bünyesine girmektedir ve elbette Kuzeyde kardeşleriyle
en sıkı bağları tesis etmeye ihtiyacı vardır."
Abhazların kendi kaderini belirlemeye yönelik gayretleri
o dönemde, 11 Mayıs 1918'de ilan edilen Kuzey Kafkasya
Cumhuriyeti bünyesine girmekle ifadesini buldu. Bu cumhuriyete
Abhazya ile birlikte Adıgey, Kabartay, Çeçenistan, Osetya
vb. giriyordu. 26 Mayıs 1918'de Gürcistan Demokratik
Cumhuriyeti kuruldu. Aynı yıl Haziran ayında Bolşevik
gruplarla mücadele etmek bahanesiyle Abhazya topraklarına
Gürcü birlikleri sevkedildi. Bu birliklerin komutanı
General Mazniaşvili genel vali oldu. Abhazya'da acımasız
bir işgal rejimi kuruldu. 1918 yılı Ağustos ve Ekim aylarında
Abhazya Halk Konseyi iki defa dağıtıldı, milletvekilleri
birçok kez politik teröre ve baskılara maruz kaldı. Abhaz
ulusal hareketi bastırıldı, barışçı halkın üzerine ise
Gürcü hükümetinin tenkil müfrezeleri salındı. Bununla
birlikte Gürcistan'ın Abhazya'daki temsilcisi İsidor
Ramişvili 19 Mart 1919'da üçüncü Abhazya Halk Konseyi'nin
açılışında yaptığı konuşmada "Biz işgalci değiliz
ve buradaki toprak bize lazım değil" dedi. (Naşe
Slovo, 1919, 21 Mart)
Anılardaki küçük emperyalist
Ülkede son haddine varan bir şovenizm politikası uygulandı.
Abhaz halkının anılarında bu, Abhazya Gürcistan ilişkilerinde
en kötü dönemdir. Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti'nin
emperyalist özelliğine, zamanında İngiliz araştırmacı
Behofer dikkat çekmiştir. 1920 yılında çıkan "Denikin
Rusyası'nda" adlı kitabında şunları yazmaktadır:
"Özgür ve bağımsız sosyal demokrat Gürcistan devleti,
hem sınırlan dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından
hem de devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından
her zaman anılarımda klasik bir "küçük emperyalist" örneği
olarak kalacaktır."
Mart 1921'de Sovyet egemenliğinin kurulması Abhazya'da
birçok kişi tarafından Gürcü işgalcilerden kurtuluş ve
devlet yapısının yeniden kurulması olarak algılandı.
Gerçekten ilk önce Bolşevikler Abhazya'ya "egemen
Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti" ilanının gerçekleştiği
politik seçim özgürlüğü sağladılar. Ancak Aralık 1921'de
Abhazya, Stalin, Orconikidze vb'nin ağır baskısı altında
Gürcistan ile Şubat 1922'de onaylanan bir anlaşma imzalamak
zorunda bırakıldı.
İki Cumhuriyet arasındaki federatif ilişkiler. O dönemde
Abhazya ile Gürcistan arasındaki devlet ilişkisi özelliği
sadece imzalanan anlaşmada değil, "1925 Abhazya
SSC anayasasında ve Gürcistan'ın federatif esaslar üzerine
kurulmuş bir devlet olduğunu belirten 1927 Gürcistan
SSC anayasasında da yer almıştır."(Madde 2)
Ancak komünist Gürcistan "demokratik" seleflerinin
Abhazya'yı ele geçirmeye yönelik "Abhazya Politikası"nı
devam ettirdi. Gürcistan Yönetimi, Moskova'da güçlü koruyucular
bularak 11 Şubat 1931'de (Abhazya SSC'yi, Stalin'in iradesiyle
Özerk Cumhuriyete dönüştürmeyi ve Gürcistan SSC bünyesine
katmayı başardı. Abhazya'nın egemenlik haklarının kısıtlanması
en çok Abhazların ulusal bilinci için kötü oldu. Abhazya'nın
statüsünün Gürcistan bünyesinde Özerk Cumhuriyet'e indirilmesi
tam bir hafta sonra (18-26 Şubat 1931) Abhazların hükümete
güvensizliklerini belirttikleri günler süren gösterilere
neden oldu. Bu Abhaz halkının Sovyet egemenliği koşullarında
haklarının korunması için yaptığı ilk kitlesel gösteriydi.
Bununla birlikte, Abhazya'nın statüsünün düşürülmesine
rağmen, Abhazya SSC'nin Abhazya ÖSSC'ye dönüştürülmesinden
sonra bile Gürcistan ile Abhazya arasındaki ilişkiler
hukuki açıdan devletlerarası ve federatif karakter taşıyordu.
Gürcüleştirme politikası
Abhazya'nın güçlü yöneticisi Nestor Lakoba, Gürcistan'ın
saldırılarına karşı koyabiliyordu, fakat yönetimden el
çektirilmesinden sonra (Bena'nın emriyle 1936 Aralık'ta
Tiflis'e gönderildi) Abhazya'da hızlı ve yoğun bir tempoyla
Gürcüleştirme politikası uygulandı, okullardaki öğretim
Abhazca'dan Gürcüce'ye çevrildi, Abhaz alfabesine yeni
bir Gürcü grafiği empoze edildi eski Abhazya yer adlan
Gürcüce adlarla değiştirildi, Abhaz kökenlilerin sosyal
gelişimi güçleştirildi. Bu amaca uygun olarak nüfusun
etnodemografik yapısını bozmaya yönelik asimileci yerleştirme
politikaları uygulandı. 1937-1953 Döneminde Gürcistan'ın
iç bölgelerinden Abhazya'ya onbinlerce Gürcü yerleştirildi;
bunun sonucunda Abhazya nüfusu içindeki oranları da arttı.
(1987 yılında yüzde 24, 1939'da yüzde 30, 1959'da yüzde
39.1) Gürcüleştirme politikasının dayanağı, bazı şovenist
Gürcü tarihçilerinin ortaya attığı "Abhazya'nın
Gürcistan'ın ezeli toprağı, Abhazları da Gürcülerin etnik
alt kollarından biri olduğu" teorisi idi. Stalin
karşıtı SBKP kongrelerinden sonra Gürcüleştirme politikasının
baskıcı metotları durduruldu, ancak üstü kapalı şekilde
daha sonra da uygulandı. Ayrıca Tiflis iktidarlarınca
teşvik edilen Gürcü nüfus yayılmacılığı devam etti. (1970'de
% 41, 1979'da % 43, 1989'da % 49) Abhazların kültürel
gelişimi yapay olarak frenlendi. Ancak Abhazya'nın asıl
trajedisi şunda yatmaktadır: "Cumhuriyet" denilen
özerk devlet yapısı formal karakteri yüzünden Tiflis'deki
birlik cumhuriyeti iktidarının kasıtlarından ulusal-politik
çıkarlarını koruyamadı ve gerçek haklarına sahip olamadı.
Mevcut duruma karşı gelişen protestolar 1950'li yılların
sonunda Tiflis'teki iktidara karşı vatansever Abhaz aydınlarının
önderlik ettiği güçlü bir muhalefet hareketine dönüştü.
Gürcistan'ın karşısında olunduğu birkaç kez açıkça ifade
edildi; ayrıca Abhazya'nın Gürcistan'ın bünyesinden çıkması
talebiyle 1957, 1964 , 1967, 1978 yıllarında kitlesel
gösteriler ve mitingler yapıldı. Abhaz-Gürcü ilişkilerinde
bundan sonraki aşama ulusal sorundan kaynaklanan 1989'daki
çatışmalardı. O zamandan beri pratikte gerginlik azalmadı;
Abhazya ve Gürcistan'ın ilişkileri daha fazla çatışmaya
hazır hale geldi.
Etnik temizlik
SSCB'nin iyice yaklaşan çöküşü ve keza Gürcistan'ın toplumsal-politik
yaşamında şovenist ve üniter eğilimlerin artması Abhazlar
için Abhazya'nın devlet egemenliğinin anayasal-hukuksal
garantisi problemini özellikle güncel hale getirdi. Gürcistan'da
1990 Ekim'de Zviad Gamsakhurdia'nın iktidara gelmesi,
Tiflis'in Abhazya'ya karşı tutumunu daha da sertleştirmesiyle
kendini gösterdi. Gürcistan devlet başkanı, Dağıstanlı
Avarları ve Rus Duhaborları (Ortodoks kilisesinin kurallarını
reddeden bir mezhep) vb. ülkeden sürerek açıkça Gürcistan'ı
etnik azınlıklardan temizleme politikası güttü. Gürcistan
Parlamentosu tek taraflı olarak, Abhazya ve Gürcistan'ın
ilişkisinin uluslararası özelliğini görmezden gelen kararlar
almaya başladı. Abhazya ÖSSC'nin iktidar organlarının
yetkilerini tamamen kısıtladı ve iş Abhazya'nın devlet
yapısını ortadan kaldırmaya kadar geldi. Gürcistan SSC
Yüksek Sovyeti'nin Kasım 1989, Mart ve Temmuz 1990 tarihlerinde
yapılan ve Gürcistan'ın devlet bağımsızlığının yeniden
tesis edilmesi konusunun görüşüldüğü oturumlarında, Gürcistan'da
1921 Şubat'ında Sovyet egemenliğinin kurulmasını mevcut
politik düzenin -Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti İktidarının-
devrilmesi olarak değerlendiren kararlar alındı. Gürcistan'da
Şubat 1921'den beri varolan bütün devlet yapıları gibi
Sovyet Gürcistan'ı ile imzalanan anlaşmalar da yasa dışı
ve hükümsüz ilan edildi. (Gürcistan ile RSFSC arasındaki
21 Mayıs 1921 tarihli anlaşma; Transkafkasya SFSC'nin
kuruluşuna ilişkin 12 Mart 1922 tarihli anlaşma ve SSCB'nin
kuruluşuna ilişkin 30 Kasım 1922 tarihli anlaşma) Abhazya
ÖSSC Yüksek Sovyeti Gürcistan Parlamentosu'nun tek yönlü
olarak ve Abhaz halkının, Abhazya yüksek iktidar organları
temsilcilerinin görüşünü hesaba katmadan aldığı bu kararlara
kayıtsız kalamazdı. Tarihi adaleti yeniden tesis etmek
ve Abhazya'nın devlet yapısını korumak amacıyla Abhazya
ÖSSC Yüksek Sovyeti 25 Ağustos 1990'da iki karar kabul
etti.
Abhazya'nın devlet yapısının yasal biçimi olarak, Abhazya
halkının özgür iradesiyle kurulan ve 31 Mart 1921'de
ilan edilen, fakat Abhaz ulusunun, cumhuriyet halkının
iradesine rağmen 1931'de Gürcistan SSC bünyesinde özerk
cumhuriyete dönüştürülen "Egemen Abhazya Sovyet
Cumhuriyeti" kabul edildi. Abhazya ÖSSC Yüksek Sovyeti,
kararnamesinde Gürcistan parlamentosunun kararlarını
politik ve hukuki yönden değerlendiren Abhazya yüksek
iktidar organı şu sonuca vardı: Gürcistan SSC Yüksek
Sovyeti'nin mevcut iktidar organlarını ve onlar tarafından
imzalanan anlaşmaları yasadışı ve geçersiz sayan kararlarından "Gürcistan
ile Abhazya arasında önceki devlet organlarınca imzalanan
anlaşmaların da yasadışı ve geçersiz sayıldığı, Abhazya'nın
Gürcistan SSC bünyesine girmesinin de hukuki zeminini
yitirdiği sonucu çıkmaktadır"
Silahlı darbe sonucu Tiflis'te iktidara gelen askeri
konsey, Şubat 1992'de "1978 tarihli Gürcistan anayasasının
feshedilmesi" ve Abhazya ÖSSC gibi devlet-hukuk
ilişkileri öğelerinin yer almadığı "1921 tarihli
Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti anayasasına geçilmesi" kararı
aldı. Hukuki açıdan Abhazya ÖSSC'nin devlet-hukuk ilişkileri
içinde bulunduğu Gürcistan SSC'nin böyle bir karar almasından
sonra varlığı ortadan kalkmış ve Abhazya ÖSSC ile hiçbir
düzenlenmiş hukuki ilişkisi olmayan yeni bir devlet,
Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti kurulmuştur. Cumhuriyetler
arasındaki hukuki çözümsüzlükleri ortadan kaldırmak amacıyla
ve Abhazya'nın Gürcistan ile devletlerarası ilişkilerini
yeniden kurmak gayretiyle Abhazya Cumhuriyeti Yüksek
Sovyeti, Abhazya halkının iradesini yansıtan ve ulusların
kendi kaderim belirleme hakkını yaşama geçiren "Abhazya
topraklarında 1925 Abhazya anayasasını geçerli sayan" bir
karar aldı. Bu anayasaya göre, "Abhazya Cumhuriyeti,
topraklarında devlet egemenliğini kendi iradesiyle ve
başka hiçbir iktidara bağlı olmaksızın gerçekleştiren
egemen bir devlettir." (Madde 5)
'Abhazya egemen bir devlettir'
Anayasanın bu hükmüne ve uluslararası hukuk normlarına
uygun olarak Abhazya toprakları sadece tek bir devletin,
Abhazya Cumhuriyeti'nin tam ve münhasır egemenliğinde
bulunmaktadır ve diğer bir devletin yasaları ve egemenliği
geçersizdir. Şunun da altını çizmek gerekir ki, Abhazya'nın
kendi toprakları üzerinde egemenlik ilkesi yürürlüğe
konan Abhazya ÖSSC anayasasının 65. maddesinde, Gürcistan
SSC anayasasının 81. maddesinde, SSCB anayasasının 84.
maddesinin ve kendi imzası olmadan özerk cumhuriyetlerin
sınırlarının değiştirilemeyeceğini söyleyen SSCB'nin "SSCB
ve federasyonları arasında yetkilerin belirlenmesi" hakkındaki
yasasın 3. maddesinde tespit edilmiştir. Yukarıda ortaya
konanlara bağlı olarak Gürcistan'ın iddialarının devletin
toprak bütünlüğü, sınırların dokunulmazlığı gibi genel
ilkelere dayanması iflas etmiştir. Zira tarih boyunca
Gürcistan ve Abhazya'nın belirlenmiş, şu veya bu şekilde
tespit edilmiş kendi toprakları ve sınırları olmuştur.
Gürcistan'ın ve bütün eski SSCB'nin sınırlarından bahsederken,
bu cumhuriyetlerin BM'ye kabul edilmeleri olgusunun sınırların
ve toprakların uluslararası hukuk tarafından onaylanması
anlamına gelen bir argüman olarak değerlendirmek mümkün
değildir. Çünkü SSCB dağıldığında ulusal-devlet yapılarının
toprakları ve sınırlan uluslararası hukuksal değil, idari
ve iç politik bir karakter taşıyordu. Uluslararası hukuka
göre tanınmış olan eski SSCB'nin dış sınırlarıydı. Gürcistan
Cumhuriyeti'nin Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na (BM)
kabulü konusunda bir şey söylemek gerekirse, yöneticileri
silahlı darbeyle gelen bir devleti dünya topluluğuna
kabul etmekle BM'nin kendisi uluslararası hukuk normlarına
saygısızlık etmiştir. BM'ye kabul Gürcistan'ın değil
Eduard Şevardnadze'nin gayretlerinin sonucudur. Şunu
da belirtmek gerekir ki, eski birlik cumhuriyetlerinin
bugün aynı şekliyle tanınması, bu topraklarda yaşayan
halkların hak ve çıkarlarının, "uluslararası hukukun" gereklerinin
hiç biri göz önüne alınmadan, bu halkların özgür iradesi
olmaksızın ve hatta onların çıkarlarına aykırı olarak
zorla gerçekleşmektedir. Üstelik eski SSCB cumhuriyetleri
BM'ye kabul edildikleri zaman, bu birlik cumhuriyetlerinin
bünyesine giren birçok ulus (Abhazlar da dahil) kendi
devlet egemenliklerini ilan eden kararlar almışlardı.
SSCB'nin "federasyon üyeleri" hakkındaki
yasasına göre, özerk cumhuriyetler birlik cumhuriyetleriyle
aynı ölçüde SSCB federasyonunun öğeleri olarak kabul
ediliyorlardı. Bu şekilde eski birlik cumhuriyetleri
BM'ye sadece hesapsız değil, bir çok halkın, özellikle
de 1000 yıldan fazla devlet geleneğine sahip Abhaz halkının
ulusal-devlet bağımsızlığı ve egemenliği deklarasyonunu
açıkça ihlal edilerek kabul edilmiştir. SSCB'nin çöküşünden
sonra, uzun yıllar ilk defa eski SSCB'nin bütün halklarının
uluslararası hukuk normları temelinde kendi ulusal-devlet
yapılarını gerçekleştirme imkanı ortaya çıktı. Birçok
halk bağımsızlık ve egemenlik kararını ve gerekli deklarasyonu
kabul ederek kendi bağımsız devletlerini kurmak için
uluslararası hukukun gereklerine uygun şekilde bu uygar
yolu seçtiler. Abhazya halkı da kendine bu yolu seçti.
Ancak Gürcistan bütün dünyaya, büyük ve küçük her ulusun
kendi kaderini belirleme hakkı olduğunu, kendi politik
statüsünü özgürce belirlemek, kendi ekonomik, sosyal
ve kültürel gelişimini özgürce sağlamak hakkı olduğunu
kabul eden uluslararası anlaşmalara ve BM tüzüğünün temel
ilkelerine saygısızlığını ve imparatorluk emellerini
bütün dünyaya göstermiştir. Kendi halkı için özgürlük,
bağımsızlık ve kaba bir dikta diğer küçük ve bu yüzden
de savunmasız halka karşı açık bir şovenizm; işte Gürcistan'ın
Abhazya'ya yönelik politikasının temelinde yatan iki
ahlak anlayışı. Şevardnadze'nin Gürcistan radyosunda
7 ve 8 Aralık'ta yaptığı konuşmaların Abhaz halkını endişelendirmemesi
mümkün değildir. Gürcistan lideri bu konuşmalarında bütün
Abhaz halkının imha edilmesi niyetini açıkça itiraf ediyor.
Gürcü komünistlerin eski önderi özellikle şunların altını
çiziyor: "Buranın Gürcü toprağı olduğunu ve burada
Gürcistan devletinin kuracağı düzenin geçerli olacağını
herkes anlamalıdır... Gürcistan'ın kaderi, özgürlüğe
ve bağımsızlığa giden yolu bugün Abhazya'da çözülüyor.
Bu yüzden bütün Gürcü vatandaşlarını Gürcistan'ın bu
özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde elinden geleni
yapmaya çağırdım. Tekrarlıyorum, bu kanar kendimle yaptığım
mücadele sonunda inançlarıma ve görüşlerime aykırı olarak
benim tarafımdan alınmıştır. Bu doğru değildir fakat
başka yol yoktur... Bu savaş uzun olmamalıdır; dünya
bize inanıyor ve dünya bize bir kez inandı, onu aldatmamak
zorundayız. Biz barış yanlısıyız ve mümkün olduğunda
çabuk bu savaşı bitirmek zorundayız. 2000'li Yıllara
doğru Gürcistan dünyanın en mutlu ülkesi olacaktır."
Vladislav Ardzınba
Abhazya Cumhuriyeti 1. Cumhurbaşkanı
|
|